29 Ağustos 2011 Pazartesi

Çifte Bayram




Bugünnnnnnn Bayram erken kalkın çocuklar......
Giyelim en güzel giysileri,
Elimizde taze kır çiçekleri,
Üzmeyelim bugün annemizi,

Çocukluğumda annem her bayram sabahı radyoyu açar bizi öyle uyandırırdı ve radyoda da Rahmetli Barış Manço'nun Bugünnnnnnn Bayram şarkısı olurdu. Ben de sizlerin bayramını bu şarkıyla kutlamak istedim.

 Nice Nice Mutlu, Sağlıklı, Neşeli, Huzurlu Bayramlara:)

Ve tabi ki 30 Ağustos Zafer Bayramınız da kutlu olsun. Nice nice Bayramlara!


26 Ağustos 2011 Cuma

Rekabet her yerde...

Yıllardır, bir çok insan bir şeyler yazıyor, çiziyor. Kimi yazılar zamana yenilip, kayboluyor, kimi ise tüm inatçılığıyla günümüzde bile ayakta dimdik duruyor. Yeni yazılanların bazılarının şişirilen havaları çabucak sönerken, kalanların gelecekte tüm sağlamlığıyla ayakta duracağı, bugün attığı temelden belli oluyor. 

İnsan oğlu kendini anlatmanın yolunu , "Söz uçar, yazı kalır" misali bir şeyler yazmakta görüyor sanırım.  Yıllar, yıllar, yıllar... düşünsenize milyonlarca hikaye, belge, doküman, roman, şiir... Okumaya kalksam, ömrüm yetmez. İşte bu yüzden benim için kitap seçmek önemli. Bana faydalı olabilecek, hayatıma bir şeyler katabilecek kitapları seçmeye çalışıyorum. Bazen kafa dağıtmak içinde okuyorum ama o kitapların da zekice kurgulanmış olmasını istiyorum. İstiyorum çünkü bakış açımı değiştirsin, hayatıma farklı bir yön versin. Ama kitap seçmek eskisi gibi kolay değil benim için! Günümüzde bazı yazarların reklamları öyle bir yapılıyor ki, ister istemez okumayacağım kitapları okumak zorunda kalabiliyorum. Yada bu kitabın çok reklamı yapıldı diye, çok güzel kitaplardan kendimi mahrum bıraktığım da oluyor. Ne diyebilirim ki pazar büyüdükçe, rekabet artıyor! Rekabet de, reklamları devreye sokuyor! Reklamlarsa dev bir silah! Keyifli okumalar... Keyif mi bıraktın bizde demeyin ama:))

25 Ağustos 2011 Perşembe

Öyle Severim


Sıcak bir meltem eser de yüzüme,
Dalga seslerini duyar da kulaklarım,
Denizin kokusunu çeker de içime,
Tuzlu suyu tadar da dudaklarım,
Güneşin batışını görür de gözlerim,
İşte seni öyle severim!
                                 HerBiRenk

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Türküm Ben: Tanısam da tanımasam da!


Size tek bir soru soracağım? Türklerden başka yabancı bir ülkede karşılaştığı kendi ülkesinin vatandaşı ile yıllık ahbapmış gibi davranabilen başka bir millet var mı?

Bundan 3-4  ay önce bir geziye gitmiştik, gezi grubumuzda bir de Japon turist vardı. Gezi programı dahilinde gezerken, grup içerisindeki tek yabancı olması nedeniyle herkes Japon turistle bir iki kelam ediyordu. Maksat yabancı hissetmesin kendini : ) Gezi grubunun toplanmasını beklerken, bir otobüs yanaştı yanımıza, ve içerisinden Japon kafile indi. Bizim grup hemen heyecanlandı, hata bir arkadaş gidip, turist arkadaşı buldu ve kafileyi gösterdi. Bizim Japon ne yaptı dersiniz? " hımm iyiymiş" dedi, hiç oralı bile olmadı. Oysa biz gidip konuşmasını, nereden geldin, ne kadar kalacaksın, nerede kalıyorsun diye hoş beş etmesini beklemiştik.  Resmen dumur olduk,  bildiğiniz ağzımız bir karış açık kaldı. 

Şimdi düşünüyorum da, Japon olmaları, o otobüsteki insanları iyi insanlar haline mi getiriyor?  neden tanımadığı insanlarla yüz göz olsun ki? ve işin tam bu noktasında iki gün önce  blogunu severek takip ettiğim Aslısın'ın yazısında okuduğum bir cümle geldi aklıma. "Nedir bu ait olma zayıflığımız, benzerlerimizi bulup onlarla beraber olmaya, onları kayırmaya olan hasretimiz?" nasıl da doğru? Yıllardır kimliğimizden uzaklaştırıyorlar bizi  yok etmeye, parçalamaya çalışıyorlar biz de çareyi bir şeylere ait olup, tutunmakta buluyoruz sanırım.

Kaynak göstermeme izin verdiği için Aslısın'a ve bu olayı aklıma getiren yurt dışında yaşayan Türkler ile ilgili yazısı için Sevgili Lô - Lâ 'ya teşekkürler.

Unutmadan, milletler çok farklı ama Türk her yerde Türk! :)

23 Ağustos 2011 Salı

Alo! Facebook'tan Arıyorum…



Dünyada ve Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren Rocco ve Turkcell, Facebook’ta cep telefonu üzerinden iletişimi başlattı. Rocco Sıkısakız için Turkcell altyapısı ile hazırlanan “Facebook’tan cep telefonu ile arama yapma servisi”ne sadece telefon numaranızı vererek dahil olabiliyorsunuz. Linke tıklayıp http://www.facebook.com/roccoloji kaydınızı tamamladıktan sonra uygulamaya kayıt olan herkesle Rocco’nun hediye ettiği 30 dakikayı kullanarak konuşabiliyorsunuz. Nasıl mı? İşte videosu...

Üyelerin telefon numaraları görünmediği için hem eğlenceli hem de çok güvenli olan Rocconnect Tıkla Konuş ile bedava konuşmak için Turkcell abonesi olmanız ve bir Facebook hesabınızın olması yeterli.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

Sıra Sit Alanlarına Geldi!


Hürriyet gazetesinde okuduğum haber beni şok etti! Cumhuriyet dönemi ile birlikte koruma altına alınan sit alanları, tekrar gözden geçirilecekmiş. Etrafıma baktığımda, yeşillik, doğallık adına doğru düzgün bir şey göremezken, sit alanlarının da tekrar gözden geçirilme haberi epey üzdü beni! Üstelik yıllardır bu konu üzerinde çalışanların işlerine son verilip, yeni bir uzman ekip oluşturulacakmış. Yeni beyinler iyidir ama, böylesi geri dönülemez konularda tecrübe de son derece önemli bence!

İşte ilgili haber;

"Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye genelindeki binden fazla 'doğal sit' alanını ilgilendiren bir karar aldı. Bakanlığın kararnamesi ile cumhuriyetin kuruluşundan bu yana doğal sit kararları yeniden incelenecek. Sit alanları hakkında tek yetkili olan 'koruma kurulu' üyelerinin görevleri de sona erdi. Bakanlığın bu kararı çevrecilerin de tepkisini çekti.

Sit alanları ile ilgili her türlü bilgi ve belge, 6 ay içinde bakanlığa gönderilecek. Bakanlık, uzmanlardan oluşturacağı komisyon aracılığıyla tek tek inceledikten son daha önce verilmiş sit statülerinin devam edip etmeyeceğine karar verecek.

Bakanlığın kararını eleştiren Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Murat Taşdemir, "Bu değişiklik ile doğal sit alanları içinde kalan derelere de HES yapılabilecek. Bugüne kadar ilan edilen tüm doğal sit alanları, tekrar değerlendirilecek" dedi."

21 Ağustos 2011 Pazar

En Gıcık olduğum Şeyler


-Söz Niçin Verilir?

TUTULMAK için verilir tabi ki!

-Verilen söz tutulmuyorsa bundan nasıl bir anlam çıkartılabilir?

İnsanlık hali diye düşünülebilir.

-Peki bu tutulmayan sözler gün geçtikçe çoğalıyorsa?

Karşındakinin seni adam yerine koymadığı DAN diye yüzüne çarpıldığı zamanlar sinsilesidir, ACITIR.  EŞEK yerine koyulduğu anlamı çıkartılır!

-Peki bu durum karşısında ne yapmalı?

Konuşmalı, derdini anlatmalı ve çözüm bulmalı...

-Anlamıyorsa devam ediyorsa?

Kaynar kazana atmalı!

Birseri başlattım, ismini de En Gıcık olduğum şeyler koydum. İşte ilk en gıcık olduğum şey "VERİLEN SÖZÜN TUTULMAMASI"

20 Ağustos 2011 Cumartesi

İç/sel savaşla Harmanlanmış Bir Aşk Öyküsü: Kumral Ada Mavi Tuna



Bir çırpıda ama keyfini çıkara çıkara okuduğum,
ve içime işleyen içten ve sıcak öyküsüyle sanki kitapta anlatılanlara bizzat tanık olduğumu hissettiren,
ve biri en sevdiğim kitap sorduğunda ilk aklıma gelenlerden,
ve bir dönem kızım olursa adını Ada koyarım dedirten... işte böyle bir kitap benim için, Kumral Ada Mavi Tuna.

Toplumsal yaralarımızın izinde, bir adamın yaşadığı içsel savaşın anlatıldığı bu romanın fonunda ise aşk, arkadaşlık, hüzün, sevgi, kıskançlık kısacası hayatın içinden parçalar var. Dört dile çevrilen Kumral Ada Mavi Tuna'nın bence tek sorunu, diğer Buket Uzuner kitapları gibi sonunda "aaa böyle mi bitti?" düşüncesi bırakması. Sanırım bu da yazarın tarzı. Tarzdır Asıl Olan 


Mabel Çikletlerinin, kitapta çok kez adı geçiyor. Kitabı okuduğum zaman tanımıyordum bu çikleti ve çok merak etmiştim. Belki de görmüştüm ama hafızamda kalmamıştı. Algıda seçicilik meselesi:) Şimdi bu arap kadını nerede görsem üç arkadaşım gelir aklıma ve gülümserim:)
Ve kitapta sizi bekleyenler;
İç savaş...
Aşk...
Platonik aşk...
Arkadaşlık...
İstanbul...
İçsel savaş...
Acı...
Ada, Tuna ve Aras...

ve daha neler neler? Keyifli okumalar:)

19 Ağustos 2011 Cuma

Utanıyorum Şehidim



Utanıyorum Şehidim,
Utanıyorum,
Yemekten,
İçmekten,
Senin annen ağlarken
Gülmekten Utanıyorum!
Sanma ki;
Unutuyor,
Unutturuyoruz.
Unutanları barındırmaktan utanıyorum.
SEN; vatan için bizim için şehit olurken,
Seni Görmezden Gelenlerden Utanıyorum.

Aziz NESİN

18 Ağustos 2011 Perşembe

Copyleft: Bir Kültür Baş Kaldırısı

Copyleft Nedir?

Aldığınız bir DVD/CD'nin yada bir kitabın arka yüzünde Copyright tüm hakları saklıdır diye bir ibare vardır. Copyright: kopyalama hakkı ya da telif hakkı ise, Copyleft nedir?

Sanat eserlerini ve düşünsel üretimleri korumak maksadıyla oluşturulmuş bir sistem olan telif haklarının, bir çok insanın belini bükme noktasına gelmesinden mütevellit ortaya çıkmış bir yöntem, Copyleft. Aklınıza hemen korsan değil mi? ama değil! Çünkü Copyleft sisteminde eserlerini, fikirlerini veya tasarımlarını sunan kişilerin dertleri, hiçbir şekilde para değil. Kendi hür iradeleri ile dağıtıyorlar sanat severlere eserlerini. Copyleft aslında bir baş kaldırı! Kültürü  yeterli parası olmayanların da hak ettiğini düşünen bir grup insan!

Kim bu Copyleft'çiler:

Bandista müzik grubu Mayıs 2009'dan beri kendi sitelerinden Copyleft müziklerini icraa ediyorlar.
altKitap sitesi ise Copyleft şeklinde Ücretsiz Türkçe E-Kitap & İlk Türk Online Yayınevi olarak hizmet veriyor.
http://www.copyleft-music.com/  Tellif ücretsiz müzik indirebileceğiz bir site.

http://opsound.org/  Müzisyenlerin, müzikle uğraşanların, yaptıkları işleri ekleyebilecekleri ve Tellif ücretsiz müzik indirebileceğiz bir site.

Bunlar benim bulabildiklerim.

Gezinirken birde Copyleft blog buldum:) http://onarimci.blogspot.com/

Emeğe Tabi ki Saygı!

Verilen emeğin karşılığı alınmalı, kesinlikle buna karşı çıkmıyorum ama günümüzde bu durum cüzdan sömürüsü haline gelmiş durumda. Basit bir hesapla, adam gibi kültür faaliyetlerinde bulunacağım diyorsanız ve tüm CD/DVD, kitap v.b orijinal almak niyetindeyseniz bütçenizden aylık 250 TL gibi rakam ayırmanız gerekiyor. 2011'in ikinci yarısı itibariyle asgari ücretin 658.95 TL olduğunu düşünülünce, kültürün belli bir zümreye ait olduğunu açıkça görülüyor! Ya da emek hırsızlığı yani kısaca KORSAN! Bana kalırsa, Copyleft düşüncesi çok sevilecek ve bunun en büyük göstergesi, gün geçtikçe artan Copyleft'çiler olacak.

Yazım ilginizi çektiyse belki Copyleft düşüncesini keşfettiğim Gülenay Börekçi'nin yazısını da okumak istersiniz: http://egoistokur.com/copyleft-vs-copyright-sanat-sadece-cok-parasi-olanlar-icin-midir/

Fotoğraf: http://onarimci.blogspot.com/

16 Ağustos 2011 Salı

'Sallanacak (,) Vakit Yok'


Sene 1999...
Ayın 17'si...
Aylardan  Ağustos...
Saat 03:02...
Merkez Üstü Gölcük...
Şiddet 7.4...

Ve sözün bittiği an... Deprem binlerce can aldı, binlerce çocuk, anasız babasız... binlerce ana baba, çocuksuz kaldı... Binlece eş yarım kaldı... Umutlar enkaza karıştı...Deprem herkesin yüreğine korku ve acı bıraktı. Burada hala yürekler cayır cayır yanıyor. Halk hala ufak çaplı sarsıntıda soluğu dışarı da alıyor, yanlışlıkla koltuğa dokunsanız, deprem sanıyor.

12 yıl geçti üzerinden, 12 koca yıl...

12 yıldır yaşanan felaketin sebepleri ve çözümleri hakkında çok konuşuldu, çok yazıldı, ama iş eyleme gelince çok da bir şey yapılmadı. Konu rant olunca, unutuluyor bazen yaşanan acılar! Yakında çok katlı binalar, yine yavaşa yavaş yükselmeye başlayacak. Hazır değiliz! Ve yine olabileceğinin bilincinde hareket etmiyoruz maalesef.

Burada çok can yandı, bir daha hiçbir yerde yanmasın! Vakit, harekete geçme vaktidir. Unutmayalım, unutturmayalım!

Başlık: Kocaeli Mimarlar Odası'nın düzenlediği deprem konulu slogan yarışmasında  1. gelen slogandır.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Film gibi Mim

Sevgili Hayat Melodisi mimlemiş beni.
Mim'in konusu çok sevdiğimiz,asla vazgeçemiyeceğimiz 3 film hangisi?

Film izlemeyi çok seviyorum. Hele birde gerçekten iyi senaryo, iyi oyunculuk olan filmler gelirse vizyona tadından yenmiyor:) Zaten yaz aylarının gelmesiyle televizyon kanallarında hep aynı terane... gerçi kışın da hem kanallar hem de benim açımdan pek bir değişiklik olmuyor. Genelde film veya kendi seçtiğim dizileri izlemeyi tercih ediyorum.  Öncelikle şunu belirtmeliyim ki izlemekten asla vazgeçmeyeceğim filmler bu kadarla sınırlı değil. Mesela Kuzuların Sessizliği Serisi, The Prestige, Yüzüklerin Efendisi Serisi,Carlito'nun Yolu ve daha sayamadıklarım...  

1. LEON (Sevginin Gücü):



Jean Reno ve küçük Natalie Portman'ın başrollerini paylaştıkları filmede; soğukkanlı bir katil ile küçük bir kız arasındaki sıra dışı bağ konu ediliyor. Ailesi öldürülen kızın intikam almak için, katil komşusunun yanına sığınıp ondan mesleğinin inceliklerini öğrenirken, kurulan bağ ile değişim başlar.

Leon filmindeki küçük Natalie Portman. O zamandan belliymiş bu kızın Oscar kazanacağı, muhteşem oyunculuk.

2. Sleepers (Kardeş Gibiydiler):



Dört arkadaş bulundukları bölgede kargaşa ile yönetilen bir yerde yaşamaktadırlar. Bir gün yalnızca gösteriş olsun diye oynadıkları bir oyun sırasında mahallede bir adam ölümün kıyısından döner. Çocuklar mahkemesinde yargılandıktan sonra saldırı ve düşüncesizce tehlikeye sebebiyet verme suçundan bir ıslah evine gönderilirler. İşkence, tecavüz gibi bir çok saldırıya maruz kalırlar. Ve dört gencin ruhunda onarılmaz yaralar açılır. Yıllar sonra bile yaşadıklarının ne kadar derin izler bıraktığı ustaca gözler önüne serilmiş.

3. Black Swan (Siyah Kuğu):



Oyunculuk, oyunculuk, oyunculuk, muhteşem bir oyunculuk...  Ve son olarak, bu filminden sonra oyunculuk konusunda en beğendiğim kadın oyuncu sıfatı sahibesi, Natalie Portman'ın filmi Balck Swan. Bu muhteşem filmi daha önce tanıtmıştım,  okumayanlar veya merak edenler için:
http://herbirenk.blogspot.com/2010/12/siyah-kugu-black-swan.html

Ben mi kimleri mimliyorum, filme aşık herkesi tabiki:)

Nesimist


Optimist, pesimist, kominist,ahhh feminist, sürrealist, .....ist,  .....ist,  .....ist 

Ne kadar çok sınıflandırmışız kişisel özelliklerimizi. Genel olarak bakıldığında kimse sırf optimist, sırf pesimist ya da sırf realist değildir, ama hepimizin özünde "-ist"/"istler" vardır. Belki yetişme şeklimizden, belki arkadaş çevremizden belki de genlerimizden geçer bize bu "-istler". 

Düşünüyorum da sürekli realist gezdiğimi, hayat katlanılamaz bir hal alırdı herhalde:) yada pesimist olsam... şikayet üzerine şikayet, düşünmek bile yetti. Optimistlik daha iyi bir şey gibi geliyor kulağa ama, sürekli optimistte olamam ki, etraf çakal dolu. Biri beni kandırdığında, en azından realist olup durumdan ders almam gerekmez mi? Aslında tüm "-istler" taban tabana zıt gibi de görünseler birbirini tamamlıyor. Hangi "-ist"/ yada "-istler" sahibi olursak olalım, kaideyi bozmak da bizim elimizde. Her "-ist"'ten biraz lazım, tansiyona göre ayranın tuzunu, yoğurtdun sarımsağını ayarlamak lazım:)

12 Ağustos 2011 Cuma

Kim Özlerdi


Can Yücel'in şiirlerini okumayan bilmeyen yoktur sanırım. Bugün Can Yücel'in 12.ölüm yıl dönümü. Kendisini saygıyla anıyor ve anısına sizlerle bir şiirini paylaşmak istiyorum.

Kim Özlerdi

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde “onca ayrılığın birinci dereceden failidir” denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse…

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

                                                                                                   Can Yücel

Merak edenler için Can Yücel'in son ropörtajı:

http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/edebiyat/2011/08/12/can-babadan-son-roportaj?paging=1

11 Ağustos 2011 Perşembe

Ruffles'ın Kazandıran En Kestirme Oyunu Bu Sitede Başlıyor


Dijital dünyada ilklere imza atmaktan sıkılmayan Ruffles, yine Türkiye’de ilk olan bir kurguya imza atmış. Eğlenceli bir ev partisi ile başlayan hikayede tanıştığımız güzel bir kızı elde tutmak için oldukça yoğun çaba harcıyoruz. Hikayeye dahil olmak için videoyu izlemeniz yeterli…

Özellikle Esra ve Ceyda kardeşler ile olan sahneler ve sürpriz sonu oldukça dikkat çekici olan kampanyada cep telefonu numaranızı verdiğiniz anda bedava 60 dakika ve 100 mb internet kazanılabiliyor. Esra ve Ceyda’nın aradığı numarayı her geri arayışınızda ise farklı bir sohbet sizi karşılıyor.

Oyunun en büyük özelliği ise tek bir mecrada değil birden çok mecrada birden oyunun oynanabilmesi! Nasıl bir hikaye seçeceğiniz ise size kalmış!

Benden de size bir kolaylık: Oyuna en kestirmeden bu linkten ulaşabilirsiniz: http://apps.facebook.com/enkestirmeruffles/


Bir bumads advertorial içeriğidir.

7 Ağustos 2011 Pazar

Spartacus: Vengeance


Spartacus'ü canlandıran Andy Whitfield, lenf kanseri tehşhisi konulmasının ardından, dizinin 2. sezonu Spartacus: Gods of the Arena'da oynayamamıştı. Duyumlara göre Andy Whitfield sağlığına kavuşmak üzereymiş fakat tam olarak iyileşmediği için, dizinin 3. sezonun yeni Spartacus'u Liam Mcintyre. Spratacus: Vengeance'ın gösterim tarihi Ocak 2012. Fragmandan anladığım kadarıyla bu sezon, Spartacus farklı geliyor.

Ödüllü Karikakürler

İnternette dolaşırken rastladığım ödüllü karikatürleri sizlerle paylaşmak istedim. Bu karikatürler gülmekten çok düşündürülmek için çizilmiş gibi. Ben sizler için bir kaç tane seçtim devamı için; http://fotogaleri.antoloji.com/odullu-karikaturler

Ah özgürlük Ah....

Köprü olarak insan kullanmak, günümüzde sıkça rastlanan vakalardan:(

Ufak çabalar bazen kar etmiyor...

Ölende öldürende bir kimi zaman...

Savaşlar öyle bir hal aldı ki...

Günümüzde anlaşma modeli...

5 Ağustos 2011 Cuma

Needle - İğne Yada Türkçe Çevirisi ile Kara Büyü

Korku filmlerini çok severim, ama ne zamandır güzelmiş diyebileceğim bir filme rastlamadım. Konu korku filmi olunca nedense abartı hat safhaya çıkıyor.  Uzun zamandır beklediğim korku filmlerinden bir Needle. Aslında filmin konusu başarılı, en azından sıkılmadan seyredebildim. Birde korku filmi klişesi "şişman ve gözlüklü, sarışın" enstantanesi bu filmde yok:)  Ama senaryoda bazı eksiklikler var mesela "abi karakteri" gereksiz bir şekilde filme dahil olmuş veya öğretmen telefon ediyor çok acil diyor, fakat çocuk umursamıyor... gibi gibi. Senaryo üzerinde biraz daha çalışılsaydı, bence iyi bir film olabilirmiş. Ama korku filmi seviyorsanız ve boş vaktinizde varsa izleyebilirsiniz:)


Gelelim filmin konusuna; Ben'e babasından gizemli bir kutu kalır. Aynı gece Ben'in evinden kutu çalınır. Ardından Ben'in arkadaşları birer birer ölmeye başlar. Bu arada Ben ve kalan arkadaşları kutuyu araştırmaya başlarlar. Kutunun 1800'lü yıllardan kalma çok değerli ve aynı zamanda da tehlikeli bir kutu olduğunu öğrenirler. Katil kimdir? izleyin ve öğrenin:)


İç Dünyama Kuş Bakışı


Küçükken her gün, günü özetlerdim kendime, "ne yaptım/ ne yapamadım/ yada ne yapabilirdim" diye... Büyüdükçe hayatın içine daldım ve zamanla kendi iç dünyama bakmayı bıraktım. Bana kendimi dışarıdan izleme sansı verilse, daha doğru bir insan olacağımı düşünürüm hep! Çünkü yaşadığım hayatı objektif bir gözle görebilir, yaptığım yanlışları tekrarlamama konusunda, kendime daha ısrarcı davranabilirim. Aslında günü kendine özetleme işi de tam da böyle bir şey. İç dünyama bakışım aslında bir nevi oto kontrol benim için, hayatımı değerlendirme konusunda, "nerdeyim nereye gidiyorum, gittiğim yol benim için doğru mu?" sorularının cevabı. Oto kontrol derken, belli planlar yapıp, bu planın dışına çıkmamaktan söz etmiyorum. O zaman benim için hayat çekilmez olurdu sanırım. Canının istediğini yaparken, kendinden ödün vermemek önemli olan. Farkında olarak yaşamak! 

NOT: Günü özetleme işine geri dönmeliyim, yoksa üzülmeden yada birini üzmeden bakmıyorum hayatıma!

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kelimelerini Değiştir, Dünyanı Değiştir!


Bazen seçtiğimiz kelimeler yüzünden yanlış anlaşılabiliriz! Bu yüzdendir ki pozitif kelime seçmek insanların bize karşı olan bakış açılarını da etkiler kimi zaman. Boşuna dememiş Atalarımı "tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır" diye. İşte Pozitif Kelimelerin etkisi, buyurun izleyin:)




Fotoğraf: http://www.nettekazanalim.com

2 Ağustos 2011 Salı

Justin Timberlake'den Film - In Time





ZAMAN GÜÇTÜR.
Zaman 25 yaşında doluyor ve yaşamak için ise, tek gereken "zaman"...












ZAMAN PARADIR.
Zamanın parayla yer değiştirdiği bir Dünya...








25 yaşına gelen insanların, yaşam süreleri doluyor ve eğer "zaman" kazanamazlarsa ölüm onları bekliyor. Ölümü durdurmak için yapmaları gereken ise çalışmak. Satın aldıkları her şey zamanlarından düşüyor, insanların zenginlikleri kollarındaki zamanla ölçülüyor. Bir barda işlenen cinayetle kaçış ve hayatta kalma mücadelesi başlıyor.


Baş rollerini Justin Timberlake ve Amanda Seyfried'in paylaştığı filmin gösterim tarihi 28 Ekim 2011. The Truman Show, Lord of War, The Terminal gibi bir çok başarılı filme imzasını atan Andrew Niccol'un yazıp yönettiği bu filmi merakla bekliyorum.


1 Ağustos 2011 Pazartesi

Brida - Paulo Coelho

Kitapçıda gezinirken gözüme takılan bir kitap Brida. Sıra dışı kitap kapağı hemen merak uyandırdı bende. Yazarının Simyacı'nın Paulo Coelho olması da aslında kitabı seçmemde önemli bir unsur oldu tabiki. Brida, İrlandalı bir kızın bilgiye ve ruh eşine ulaşma öyküsünü anlatıyor. Yazar kitabında; cadılık, büyü, Ay Töresi, Güneş Töresi, reenkarnasyon gibi (benim inancım dışında da olsa) bir çok farklı konuya yer vermiş. 

Kitabı okurken bir çok defa kendimi düşünürken buldum. Beni düşündüren kitapları seviyorum, düşünmek iyi geliyor, bazen içindeyken farkına varamadığım olayları daha net görebiliyorum.

Kitabın içinden beğendiğim bir bölümü sizlerle paylaşmak istedim.

"Babası Brida'ya gidip suyun soğuk olup olmadığına bakmasını söyledi. Brida kıyıya gitti, ayağının başparmağını suya soktu.
'Ayağımı soktum, su soğuk' diye haber verdi.
Babası gelip onu suya atıverdi. Brida önce panikledi, ama sonra babasının yaptığı numaraya kahkahalarla güldü.
Babası 'Su nasıl?' diye sordu.
Brida 'Harika' dedi.
'Tamam bundan sonra bir şeyi öğrenmek istediğin zaman balıklama dalacaksın.' " (Sayfa 84)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...