29 Temmuz 2011 Cuma

Anılara Yolculuk

Hayatımızdaki özel anlar, hatırlandığında hep özel kalıyor. İnsan bazen geri dönüp o anı yaşamak istese de, anılar, bazen yüzümüzde oluşan tebessümde, bazense gözümüzden akan damlalarda saklı kalıyor. İşte size kısa bir film; filmde, geçmişe dönüyor kadın, kendini bir teleskoptan izleme sansı yakalıyor ve izlediği anıyı sanki o an gerçekleşiyormuş gibi hissetme sansı yakalıyor.  Ben izledim beğendim, umarım sizlerde beğenirsiniz.



Filmi izleyince, hayatımda geriye dönüp bakmak istediğim bazı sahneler oluştu kafamda; mesela doğduğum gün, kardeşimi ilk kucağıma alışım, okula başladığım ilk gün, üniversiteden mezun oluşum, eşime evet dediğim an :) peki siz bu filmi izlediğinizde aklınızdan neler geçti?

Fotoğraf: http://www.archiexpo.com/

28 Temmuz 2011 Perşembe

YAŞAM DÖNGÜSÜ

Bir kuş olsam,
Sonsuza kanat çırpsam,
Yok olsam, sonra tekrar doğsam...
.
Bir balık olsam,
Maviliklere yüzgeç açsam,
Derinliklerinde kaybolsam denizlerin...
Gözümü açsam, kendimi karada bulsam,

Bir gezgin olsam,
Bilmediğim, gezmediğim diyarları dolaşsam.
Yorulsam, uyusam, uyanmasam...

22 Temmuz 2011 Cuma

Sineklerin Tanrısı

Sineklerin Tanrısı, Nobel Edebiyat Ödüllü İngiliz romancı ve şair William Golding'in 1954 yılında yazdığı alegorik romanıdır. Alegorik; soyut bir düşünceyi simgeler veya figürler ile anlatmaktır. Kitabın en sonunda yer alan Mina Urgan'ın yazısını okuduktan sonra, yazarın bir çok şeyi simgeleştirerek anlatığını, daha net bir biçimde algıladım.

Roman kahramanları altı ila on iki yaş grubu çocuklar, ama bu roman bir çocuk kitabı değil. Kitap bolca şiddet içeriyor hatta son kısımlara doğru şiddet dozunu iyice artırıyor. Kitabı okuduktan sonra belkide hepimizin aklının köşesinde olan  "Çoçuklar masumdur" anlayışı değişecek. Ve başımız sıkıldığımızda söylediğimiz "ah keşke çocuk olsaydım" kelimesi daha az söylenecek. İnsan insandır, çocuk da olsa konu "liderlikse" yapılamayacak yoktur.

Özgün adı Lord of the Flies olan roman, bazı yayın evleri tarafından İşte Bizim Dünya adıyla da yayımlanmıştır.

NOT: Bütün çocuklar kötüdür demek istemiyorum, başı boş çocukların yapamayacağı yok demek istiyorum. Önemli olan çocuklara verilen eğitim:)

14 Temmuz 2011 Perşembe

Hayattaki Anlam Yükü


Küçükte olsa hayata anlam yüklemek gerekiyor, yoksa bir boşluk, hiçlik duygusu... Yaradılışa ters çünkü, içi boş bir hayat! Çoğumuz bir şeyler için geldiğimizi düşünüyoruz bu hayata. Kimimiz işinde çok başarılı olma derdinde, kimimiz çocuklarını en iyi yetiştirme derdinde, kimimizse güzellerin/yakışıklıların derdinde... Ama bazılarımız boşluk içinde... Zaman zaman içimizi kaplayan boşluktan söz etmiyorum. Genel bir boşluk...Derin bir sessizlik... Ardından yakarma... Çırpınma... Sesini duyuramama... Kayboluş... İçten içe yok olma duygusu... ve belkide en acısı bedene veda! Çok acı bir insanın hayatına kendi isteğiyle son vermesi, bu noktaya gelene kadar onu kimsenin fark etmemesi. Fark etse de yardım edememesi! 

Hayata çok fazla anlam yüklemek, hayal kırıklığı getiriyor kimi zaman ve benzer sonuçlar doğurabiliyor. Hayatındaki anlam yükünü, kendi terazisinde tartmalı, ölçüp biçmeli insan... Çünkü herkesin kefesi farklı, taşıyabileceği kadar olmalı... ne ruhu ağır basmalı, ne de anlam yükledikleri... 

Hayatta durduğun yerden keyif almayı bilmeli insan! Yaşama baktığı yerden, gördüğü bir kelebeği fark etmeli, gördüğünü hissetmeli, yaşamına katabilmeyi öğrenmeli insan.  Hayata anlam yüklemeden anlamsızız aslında... Fark etmeli insan!

8 Temmuz 2011 Cuma

Safranbolu

Kutu kutu evler gördüm, Safranbolu sokaklarında,
Beyazın masumiyetini almış sanki bu kasaba,
Sade ve duru bir yaşam gördüm bu dar sokaklarda,
Yeşilin yaşam sevinci yansımış günlük hayata...

Safranbolu evlerinden bir örnek

Safranbolu adını, çevresinde yetişen safran bitkisinden almıştır. "bolu" kısmı ise; antik Yunan kültüründe bir çok şehrin adı, ismin ön adının sonuna "poli veya polis" eklenerek verilirmiş. Günümüze gelene kadar "poli" zamanla "bolu"'ya dönmüş. Tirebolu, Gelibolu'da bunlara örnek olarak verilebilir.

Unesco'nun Dünya Mirası listesinde yer alan "Müze Kent"  Safranbolu’da, 18. ve 19 yüzyılların izlerini taşıyan yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunuyor. Evlerin mimarisi, dönemin Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtarak, dönemin Safranbolu halkının yaşama biçimini, kültürünü gözler önüne seriyor. Safranbolu, tarihin izinde oluşan kültürel ve çevresel mirasını koruyan örnek bir kent, darısı değerini bilmeyenlerin başına.

Havuzlu Asmazlar Konağın bahçesinde bulunan değirmen

 Havuzlu Asmazlar Konağının içerisinden bir görünüm 

 Tarihi Cinci Hamamı

 Safranbolu çarşısında tarihi cami

 Safranbolu sokaklarından bir görünüm

 Kaymakamlar evinde bulunan o tarihe ait eşyalar

 Haremlik selamlık dolabı, o dönemde haremden, selama yapılan yiyecek ve içecekler bu dolapdan servis edilirmiş.

 Kaymakamlar Evinde bulunan mankenler ile, o dönemin daha net anlaşılması sağlanmış.

Kervan Saray, günümüzde otel olarak hizmet vermektedir. Kervansaray, Karabaşzade Hüseyin Efendi (halk arasında Cinci Hoca) olarak bilinen kişi tarafından 1645 yılında yaptırılmış olup, kapısı 3 ton ağırlığındadır.

Safranbolu'da geleneksel el sanatları; ahşap oymacılık, yemeni işlemeleri, Kastamonu dokumalarından yapılmış giysi ve örtüler, seramik ve deri eşyalar v.b hala devam etmektedir. Hediyelik eşya cenneti desem abartmış olmam sanıyorum.

 Geleneksel safran bitkisinin soğanı

Bu da kış aylarında içimizi ısıtan salep.

Yöreye özel safranlı kolonya ve sabunlar bulunuyor. Ve tabi ki... Safranboluya gidipte lokum yemeden olmaz, özellikle çifte kavrulmuş ve safranlı lokum benim favorim oldu. 

1 Temmuz 2011 Cuma

Gökgöl Mağarası

Ruha huzur veren bir ney sesi,
Ardından önce yüzüme sonra tüm vücuduma vuran bir serinlik,
Ciğerlerime dolan oksijen,
Ve doğanın büyüleyiciliği...

Zonlguldak'a 3 km uzaklıkta bulunan Gökgöl Mağrası, kesinlikle görülmeye değer bir doğa mucizesi. Gökgöl Mağarası' nın ilk 875 metresi turizm amaçlı kullanıma açılmış. Mağaranın içerisinde bulunan köprüler, seyir terasları ve aydınlatmalar ile görselliğin artırılması sağlamış. Mağara Üç bölümden oluşmaktadır ve Salonlara;
1. Bölüme; Fosil Giriş, Damlataşlar Galerisi,
2. Bölüme; Çöküntü Salonu, Muhteşem Salon, 
3. Bölüme; Büyük Çöküntü Salonu, Harikalar Salonu gibi isimler verilmiştir.

Ve belki de mağaranın en önemli özelliği; yapılan araştırmalara da, mağaranın astım hastalığına iyi geldiği belirtilmiş olmasıdır.

Ve bir NOT:
Yaz veya kış hiç farketmez, eğer bu mağarayı ziyaret edecekseniz, yanınıza mutlaka bir mont alın, Çünkü içerisi gerçekten buz gibi.

İçeride ne yazık ki resim çekmek yasaktı ve bu yasağı fark etmeden sadece 1 resim çekebildik.

* Yürüken sizi adeta büyülüyor.

** Bazı kısımları o kadar alçak ki kafanızı eğmeniz gerekiyor.

** Yıllarca oluşmuş sarkık ve dikitlerden bir görünüm.

* www.yurticiturizm.com
**www.iha.com.tr

Aplysia Fasciata


Cunda gezimiz sırasında görmüş olduğum bu deniz canlısını sonunda buldum. İnternette o kadar aramama rağmen bulamadığım bu deniz canlısının ismini kuzenimin oğlunun öğretici kartlarında gördüm. O anki sevincimi anlatamam, bir senedir aklıma geldikçe araştırıyorum ve hiç bir şey bulamamıştım.

"Aplysia Fasciata" olarak araştırdığımda da çok fazla bir bilgiye rastlayamadım. Ancak öğrendiklerimi derlersem, bu deniz canlısının adı Aplysia Fasciata'ymış ve esasen Brezilya ve Doğu Afrikada rastlanırmış. Buralarda pek nadir görülürmüş. Boyu 40 cm kadar uzayabiliyormuş. Bazı kaynaklarda bir tür deniz saylangozu olduğu da söyleniyor.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...