31 Mayıs 2011 Salı

Şehitler Mekanı Çanakkele

Geçtiğimiz hafta sonu, bulunduğu yer itibariyle tarih boyunca önemli bir yere sahip olmuş olan, Şehitler Mekanı Çanakkale'deydim. Çanakkale o kadar maneviyatı yüksek bir yer ki, gezerken tüylerim diken diken oldu.  Gezimize Ecabat ilçesindeki, 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Yonca formunda inşa edilmiş olan Kilitbahir Kalesinden başladık ve Çanakkale içinde bulunan Kare olarak inşa edilmiş Çimenlik Kalesi ile bitirdik. Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'un fethi öncesinde Bizans'a yardım getirecek yabancı gemileri engellemek için yaptırmış olduğu bu karşılıklı iki boğazı da kontrol edebilen kaleler Çanakkale Savaşı sırasında da çok önemli bir rol oynamıştır.

*Kilit Bahir Kalesi

** Çimenlik Kalesi


Seyit Onbaşı, 18 Mart 1915 Çanakkale'nin savunulmasında önemli bir yere sahip olan Rumeli Mecidiye Tabyası'nda 275 kg ağırlığındaki bir mermileri insan üstü bir çaba ile kaldırarak  (tarih kitaplarında hatırlayabileceğiniz yukarıdaki resim şeklinde) taşımıştır ve Ocean adlı geminin batırılmasını sağlamıştır. 


Seyit Onbaşı Heykeli,

Bu heykel ise, Şehit Onbaşı'nın bu zaferi gerçekleştirdiği Rumeli Mecidiye Tabya'sında bulunmaktadır. Fakat Seyit Onbaşının mermiyi tutuş şekli heykeltıraş tarafından farklı heykelleştirilmiştir. Kültür Bakanlığı ve Heykeltıraş arasında mahkeme devam etmektedir.

Alçıtepe Müzesinde sergilenen Türk piyade mermileri

Alçıtepe müzesinde sergilenen Fransız piyade mermerleri

Alçıtepe Müzesinde sergilenen İngiliz mermileri

Türk, İngiliz ve Fransız mermilerini yıpranmışlık açısından kıyaslayacak olursak, bu savaşın imkansızlıklar içerisinde kazanıldığını bir kez daha görebiliriz.


Çeşitli savaştan kalan malzemelerin yanı sıra, 81 ilden getirilen toprak da Alçıtepe'de bulunan müzede sergilenmektedir. Alçıtepe eski adıyla Kirte, Kilitbahir ile Kepez istikametindeki merkezler arasında geçiş yolu olduğu için stratejik bir öneme sahiptir.

*** Şehitler Abidesi

 Yaralana düşman askerine yardım eden Mehmetçik heykeli

1934 yılında, vatanımızda hayatını kaybeden düşman askeri için Atatürk'ün sözleri

57. Piyade alayı Şehitliği, Conk bayırı ve Atatürk Gözetleme tepesi  ard arda sıralanmış bu yerde savaşın soğuk yüzünü bir kere daha netlikle hissedebildim. Atatürk'ün köstekli saatine isabet eden kurşun da bu kısımda atılmıştır.

İngilizler tarafından, Mısırda savaşa hazırlanan ANZAC (Australian and New Zealand Army Corps) askerlerinin konuşlandığı ve yenilgiye uğradıkları yer. Bu savaş sonrasında, Avusturalyalılar ve Yeni Zellandalılar kendi bağımsızlıkları için savaşmışlarıdır.

Çimelik kalesinde bulunan arabalardan biri. Çimenlik Kalesi (yazımın başında resmini görebilirsiniz) gezimizin özeti gibiydi, yapılan barkovizyon gözterileri ve canlandırmalar öyle içime işledi ki, göz yaşlarımı tutamadım.

Çimenlik Kalesi içerisinde bulunan Nusret Mayın Gemisinin bire bir kopyası ve 26 mayın (geminin içerisinde de mayınların nasıl bırakıldığına dair bir gösteri bulunmakdadır ) Sadece 26 mayını bulunan bu gemi Irrestable (karşı konulamaz) isimli gemiyi batırmıştır. 

ve Çanakale deyince Akla ilk gelenlerden


Bugün hediyelik eşya satışı için kullanılan Aynalı Çarşı, savaş döneminde askerlerin mektup yazıkları bir mekan olarak kullanılırmış.

Şehitler Mekanı, toprağı kan ile sulanmış ilimiz Çanakkale, daha gezip göremediğim veya görüp de size aktaramadığım nice mekanı bulunan Çanakkale... Kurtuluş mücadelesinin temelinin atıldığı bu insan üstü mücadeleyi, her Türk genci bir kez görmeli, görmeli ki tarih tekkerrür etmesin. Ders alınması dileğiyle...

*  http://www.canakkale.gov.tr
** http://wowturkey.com/
***  http://www.canakkale.gov.tr

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Mesele nükleerse, bir oydan fazlasın


Bugün Hürriyet gazetesinde okuduğum bir habere göre; İsviçre'den sonra, Almanya'da 2022'ye kadar tüm nükleer santrallerini kapatma kararı almış. Peki bu ülkeler nükleer santrallerini kapatma kararı verirken biz neden yeni bir nükleer santral yapmaya karar veriyoruz? Akkuyumuz kirlensin diye mi?  Deprem bölgesi olan ülkemizde, olası bir deprem durumunda yeni Fukuşimalar olsun diye mi? Sizde bu oluşuma dur diyenlerdenseniz, Green Peace'in başlattığı Mesele nükleerse, bir oydan fazlasın kampanyasına katılabilirsiniz.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Yüreğim "CAZ" etti :)

Bu yazıyı okumaya başlamadan öncelikle şu linki farklı bir sayfada açın derim: tatli :)

Caz sever misiniz? Ben filmlere olduğu gibi caz ile bilgi edinmeye de yeni basladım. Bazı konularda, özellikle sanatsal olanlarda, kendimi hep eksik görmüşümdür. Ancak bu yıl kendimi ilgi duyduğum konularda biraz da olsa geliştirmeye basladım. Filmlere olan ilgimin dışında ben bir de caz severim aslında :)

Şöyle ki, ne zaman bir yerde caz çalsa "aa ne tatlı" derdim; ama o öyle kalırdı. Zaten özel olarak müzik dinlemeye merakım yoktur. Yani severim ama nasil anlatayım...bayılmam. Aslında müziksiz de yapamam sanırım; hatta iddialıyım kimse yapamaz! Arabada müzik olmak zorunda bir kere. CD alma aliskanligim olmadığından (dolayısıyla çok CDim de olmadığından) radyo dinlerim genelde. Her tür müzik çalan bir kanal var mesela. Ya da adını bir türlü öğrenemediğim bir caz kanalı:)

Cazı duymaktan oldukça hoşlanan biri olarak biraz bilgi edinmem gerektiğine karar vermek geç olsa da güç olmadı. Bir süredir dinlediğim şarkıları kimlerin söylediğini, hangi tür caza girdiğini, hangi dönemlere ait olduğunu araştırıyorum vakit buldukça. Bilgisayarımda da birçok caz albümü mevcut, iş yerindekileri caza doyuruyorum gün içinde.

Yakın zamanda bir web sitesi kesfettim arkadaşımın önerisiyle: CazKolik. O kadar sade, o kadar sıcak bir site ki, siteye dalıp "şuna da bakayim, aa bu neymiş" derken saatlerinizi hiç farketmeden geçirebiliyorsunuz. Benim gibi bu konuda bilgisiz olanlar için tek olumsuz yönü cazla ilgili teknik bilgiyi ozel olarak işlemek yerine hazırladıkları röportajlara, biyografilere, etkinlik haberlerine ve albüm eleştirilerine işlemişler. Bu, başta bir sorun gibi gözükse de internetten kolayca bulabileceğiniz hazır bilgilerle birlikte yürüttükçe işin "pratik" kısmını daha kolay kavramaya hatta caz hakkında yorum yapabilmeye başlıyorsunuz, ki bu inanılmaz bir zevk!

Caz konusunda öğrenilecek sınırsız bilgi dinlenebilecek sınırsız albüm var. Bu "zevk" ile ilgili (zevk diyorum çünkü caz bir felsefe olmasının yanında gerçek anlamda bir zevk de aynı zamanda) az da olsa bilgim olması açısından kendimi geliştirmeye devam edeceğim. Önerileriniz beklenir!

Bir de blues var ki...o da baska zaman:)


Ben ve Film

Aylardır elimi sürmedim bloga. Kuzenim sağ olsun donatmış, her yazısıyla yeniden yaratmış Herbirenk`i :) Yine teşekkürlerimi sunuyorum sabrı ve kararlılığı için.

Yazmadım çünkü içimden gelmedi. Yazmadım çünkü geçtiğimiz aylarda önce saçma bir sebep sunularak blog Dünyası olarak "engellendik"... Hevesimin kaçmasının tek sebebi bu değildi elbet; istemediğim bir hayatta boşa geçtiğini düşündüğüm aylardı da. Yazda mezun olup adaya geri döndüm ve çalışma hayatım bir ay içinde başladı. Şanslıydım, nispeten (adadaki şartlara göre) iyi olan bu iş yerinde çalışıyorum hala. Ama... Ama istedigim, gönlümün olduğu yerler, işler kısaca "hayat" cok farklı. İşte aylardır iş hayatıyla birlikte istediğim "hayat"a yanaşabilmek için firsatlar yaratıyorum kendimce. Henüz sonuçlarını alamasam da umutluyum. Ve sanırım bu umut olmasa yaşayamam da. Umut ettiklerimin gerçeğe dönüştüğü adımda geçtiğim süreçleri herkesle paylaşmak eminim yol gösterici olacaktır. Ama şimdilik biraz daha zaman...

İnsanin kendini iyi hissettiren olay ve insanlarla her an her yerde mutlu olabileceğini düşünüyorum. Bu mutluluğu yakalayamamak ise tamamen benim sorumluluğumda sanıyorum! Hayatla ilgili doyumsuzluğumun en kısa zamanda peşimi bırakması dileğiyle ve umuduyla yaşayıp gidiyorum küçük, aşırı sade hayatımda.

Yazıda kendi içimi dökmekle kalmayım, uzunca süre aklımdan bugünlerde ise nihayet elimden düşürmediğim bir kitaptan bahsedeyim dedim. Yine ve yine NTV Yayınlarından bir kitap; Film.

Film izlemeyi sevmeyen yoktur sanıyorum. Ama ben biraz fazla sevenlerdenim. Bu yıla kadar ki sorunum ise bu konuda kendimi kültürel ve sanatsal anlamda hiç geliştirmemiş olmaktı. Ha şimdi çok mu iyiyim? Hayır. Ama en azından yönetmenleri, aktör ve aktrisleri hatta yapımcıları incelemeye, hatta mümkün olduğunda diğer eserlerini de izlemeye çalışıyorum. Bu kitabın çıktığını ise klasik NTV Yayinlari ziyaretlerimden birinde gördüm. Ve o an diger bir cok NTV yayınını gördüğümde dediğim gibi "bu kitap benim olmali" dedim. Adada güncel kitaplara ulaşmak, özellikle Best Seller olmadıysa oldukça zor. Hemen kitapçıma gidip siparişimi verdim ve birkaç hafta içinde kitabıma kavuştum.



Kitap kendi deyimiyle ve tam anlamıyla bir "basvuru kitabı". Biraz karışık bir düzenlemesi olsa da özenle hazırlanmış içeriğinden ve ayrıca kitabın son sayfalarında oluşturulmuş alfabetik dizininden istediğiniz an istediğiniz "şey"e ulaşabiliyorsunuz. Şey dedim çünkü kitap oyunculardan yönetmenlere, sinema akımlarından değişik tekniklere bir çok alanda bilgi vermekle kalmıyor, kronolojik olarak film endustrisini incelediği gibi filmin nereden gelip nereye gittiginin analizini de yapıyor. Kendi tabiriyle "Film, sinema ve onu mümkün kılanlar hakkında edinmek istediğiniz her tür bilgiyi içeriyor".

İlgisi olanların edinmesi gereken bir kitap. Ayrıca kuşe kağıda renkli basımı ve küçük bir ansiklopediyi andıran havasıyla sizi kendine daha çok çekiyor.

Simdilik benden bu kadar.

Dönüşüm


Franz Kafka, Gregor Samsa'nın, istem dışı çalışma yaşamı ile nasıl hayata, insanlara hatta kendine bile  yabancılaştığını öyküleştirerek anlatmaktadır. Günümüzdeki patron, çalışan ilişkisi (modern kölelik) o günlerde de kendini göstermektedir ve aile borçları onu bu işe bağlı tutmaktadır. Zamanla her şeye yabancılaşan Gregor, bir sabah kendini böcek olarak bulur. Gregorun ailesi artık ne kendilerinden biri gibi görebilir onu, nede tam bir böcek gibi. Zamanla Gregor ailesine yük olur ve artık istenmeyen biri haline gelir. Gregor için gitme (!) vakti gelmiştir artık.

Toplumun farklı olana yaptığı muameleye de bu kitap da yer verilmiş. Yıllar öncesinden gelen bu kitabı okumayanınız varsa, bence düşünmeden okuma listesine eklesin. 

23 Mayıs 2011 Pazartesi

İçimizdeki Cümleler

İçimden Çağlayanlar blog'unun sahibesi Sevgili Müge, Tarzdır Asıl Olan yazıma "Aynı cümle nasıl faklı anlaşılabilir, nasıl farklı hissettirebilir biliyoruz değil mi?" yorumunu yapmıştı. Ben de bu yorumun cevabını bir yazı ile vermek istedim.

Cümleler bizi alır götürür, kimi zaman kaybeder büyüsünde, yaşanılan anı tarif edilemez kılar. Kimi zaman da olduğumuz yere mıhlar, ses bile çıkaramayız, çünkü beklemediğimiz bir anda beklemediğimiz birinden gelmiştir, yara açmıştır yüreğe.

Günlük yaşam içerisinde cümleler akıp gider, akışın devamlılığı anlaşmak için gereklidir. Gün içerisinde bazen, bırakıveririz hayatın içine cümlelerimizi öylece, hiç düşünmeden... çünkü insanız hepimiz. Önemlidir aslında seçtiğimiz kelimeler, cümleyi kurma şeklimiz, karşımızdakilerin geçmişteki yaşanmışlıkları, ses tonlaması, noktalama hatası veya içinde bulunduğumuz ruh hali... bambaşka bir  hale dönüştürüverir cümleyi anlamadan... belki istemeden... Tüm o cümleler, nüfuz eder karşımızdakinin vücuduna, etkisi altına alır, kimi zaman mest eder, farklı diyarlara taşır, kimi zamansa hasta eder ruhunu, sessiz denizlere yelken açtırır.

Cümleler bazen eksik kalmış yanımızdır, bir gelir tamamlar, ya da bazen içimizden bir parçayı kopartıp atar.

Resim Kaynak :http://tuausenciasinlabios.wikispaces.com

Kaç Yaşındayım, Kaç Yaşındasın, Kaç Yaşında?

"Kaç yaşında olduğunuz  bilmeseydiniz kaç yaşında olurdunuz?" Leroy Satchell Paige (Amerikan Beysbol Oyuncusu)

Dün okuduğum, Tavuk Suyuna Çorba, Yaşlıların Altın Çağındakilerin Yüreğini Isıtacak Öyküler kitabından alıntı olan bu söz, beni çok düşündürdü. Aslında devamında daha farklı bir öykü vardı ama benim gözümde daha farklı bir şey canlandı. İşte benim düşündüklerim;


Küçüklükten beri bir yaş karmaşasıdır gider bizim evde, ben Ekim doğumlu olduğum için, yaşıtlarımdan biraz daha geç yaşıma giriyorum, ailem ise sene başında, gireceğim yaşı benim yaşım olarak benimsiyorlar. Benim inadım da tutunca, oo yaş konusu açılmaya görsün, bir şenlik havası eser bizim evde. Gerçi artık takılmıyoruz yaşlara ne olar ne de ben, ama zaman zaman " hadi canım kocaman kız oldun" diye şakalaşmalar oluyor.

Aslında kaç yaşındayım, 18 mi? 20 mi? belki de 50... Bu yaş kavramı ilginçtir. Çünkü 20 yaşından sonra zaman o kadar hızlı aktı ki, sayamadım. Arkama dönüp bakıyorum, nasıl da sekiz sene geçivermiş, zaman akmış gitmiş ve işin kötüsü ben fark edememişim. 28'i görünce kendimi yaşlanmış hissediyorum, ama içimdeki yaş taş çatlasın 23:)

Ama bazen o kadar çok yaşlanıyorum ki, elim kolum kalkmıyor, ruhum daralıyor, o zaman 70 oluveriyorum.  Hayat yorgunu hissediyorum kendimi, zaman zaman kapıldığımız rehavet duygusu işte... ama yılmıyorum, "yaş yetmiş ama iş daha bitmemiş" diyerek kendi kendimi telkin ediyorum ve hızla gençleşiyorum, 18 oluyorum, bazense 6. Ama bir şey değişmiyor, aslında ben 28 yaşındayım, ama içsel olarak taş çatlasın 23 :)

Siz kaç yaşındasınız?;)

20 Mayıs 2011 Cuma

Beyaz Zambaklar Ülkesinde


Rus yazar Gregory Petrov’un kaleme aldığı bu eser, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek vatanseverin liderliğinde, imkansızlık, yoksulluk, zorlu doğa koşullarına rağmen tüm halkın bilinçlendirilerek bir araya getirilmesini ve ülkenin bağımsızlık ve geri kalmışlık savaşındaki mücadelesini konu etmiştir.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye çevrilmiştir. Mustafa Kemal, bu kitaptan o kadar etkilenmiştir ki, kitabın askeri okulların müfredatına eklenmesini emretmiştir.

Bu kitap öyle bir kitaptır ki, bataklıktan, nilüferlerle donanmış bir ülke haline gelen Finlandiyanın öyküsüdür bu. Okurken, yer yer ülkemizden kesitler bulabileceğimiz ve el ele verirsek herşeyin üstesinden gelebileceğimizi gösteren, bir baş ucu kitabıdır. Henüz okumadıysanız, Dünya Klasikleri arasında yer alan bu eseri, okumanızı ve okutturmanızı tavsiye ederim.

Neden Nilüfer diye soracak olursanız bu sorunun yanıtı kitabın önsözünde saklı;

“Grigory Petrov’un eserini bulmak için Varna ve Sofya kütüphanelerine gittiler. Kütüphane memurları listelerinde “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabın bulunmadığını söyleyince onlar da şaşırmışlar...Neticede, dostların ve resmî görevlilerin birlikte yaptıkları araştırmalar sonunda yazara ait eserin “Beyaz Zambaklar Ülkesin’de” adıyla değil de “Beyaz Nilüferler Ülkesi’nde” adıyla kayıtlı olduğu tespit edildi ve fotokopisi çekilerek bana gönderildi.”

17 Mayıs 2011 Salı

Tarzdır Asıl Olan


Bir yazı yazsam... ya da daha basiti bir cümle... acaba bunca yıldır yaşamış, farklı kültürlerin, dillerin, dinlerin hatta ırkların insanları bu cümleyi hiç yazmış, konuşmuş yada düşünmüşler midir? Bunca sene, bunca insan var oldu Dünya yüzünde, ve var olmaya devam edecek. Tüm bu insanlarla aynı cümleyi kurma olasılığımız nedir acaba?

Dünya dönmeye, hayat akmaya,  yazılar yazılmaya, insanlarsa düşünmeye devam ediyorlar, kültürler gelişiyor, kelimeler çeşitleniyor. Herkes bir yerinden tutuyor hayatı, belki aynı cümleleri kuruyorlar, belki hiç yazılmamış, söylenmemiş olanı. Ama her yazının, her cümlenin, insanın özünden gelen bir tarzı var bence. Özdür asıl olan, kelimeler değil, tarzdır asıl olan cümleler değil.

Resim: http://writingcenter.mst.edu/

Seçme hakkım elimden alındı!

Seçim dönemi yaklaşıyor! Ama bu seçim döneminde ŞEÇME HAKKIMIN TAMAMEN ELİMDEN ALINDIĞINI düşünüyorum. Çünkü seçmek isteğim hiç bir aday yok!

Reklamlar yapılıyor, deniyor ki paranızdan altı sıfır attık, paranız değerlendi. Benim güzel halkım buna inanıyor mu Allah aşkına! Elinizi vicdanınıza koyun, paranın değeri bu kadar kolay mı artıp azalıyor. Ben kendi adıma paradan sıfırlar atılmadan önce 50.000.000 TL 'ye; sütümü, peynirimi, zeytinimi, kaşar peynirimi, tavuğmu makarnamı, pazar alışverişimi, meyvamı sebzemi v.b. uzatmayayım tüm ihtiyaçlarımı giderebiliyordum. Ama şimdi 50 TL ile yanlızca meyva, sebze alır hale geldim. Bu mu paradan sıfır atarak paraya değer kazandırmak dedikleri! Önemli olan sıfırlar değil, alım gücü! Paranın değeri, alım gücü ile ölçülür, sıfırlarla değil.

"Enflasyon oranının tek rakamlı seviyelere çektik, hayaldi gerçek oldu" kullanımı az olan ürünlerin çoğunluğunu oluşturduğu hesaplama şekli ile halk kandırılıyor. Benzinin litresi 4,5 TL oldu, Et desen kilosu 28TL (tabi anguslardan bahsetmiyorum), bu nasıl bir kandırmacadır, alım gücü bu kadar düşmüşken enflasyon tek rakamlı seviyelere düştü demek bence halkı aptal yerine koymaktan başka hiçbir şey değildir.

Diğer tarafta seçime kaydını bile yaptırmayan bir aday! Bunun üzerine ne denebilir ki, yazmaya gerek yok?

Bunlar yalnızca 2-3 örnekten ibaret. Her gelen bir şeyler aldı götürdü bizim insanlarımızdan, yolsuzluklar oldu hep, gelen gitti, giden geri geldi, ama hiç değişmedi. Keşke bu ülkede o kadar güzel işler yapılsaydı da ben yine seçemeseydim. Başarıyı seçemeseydim, ama  dedim ya dostlar seçme hakkım elimden alındı! 

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Karidesli Makarna


Malzemeler: (2 kişilik)

- 400 gr Karides,
- 1 çay kaşığı karabiber,
- 1 çay kaşığı pul biber,
- 1 adet küçük boy soğan,
- 1 adet sivri biber,
- 1 diş sarımsak,
- 1 adet domates,
- 1 tatlı kaşığı tereyağ,
- 1 tatlı kaşığı soya sosu,
- yarım paket makarna,
- 2 yemek kaşığı sıvı yağ,
- tuz,

Yapılışı:


Karidesler iyice yıkandıktan sonra, sıcak suda 15 dk kadar kaynatılır. (ayıklanmamış almışsanız ayıklama safhasını unutmayın) Soğan yarım ay, biber ve sarımsak küçük parçalar halinde doğranarak, Sıvı yağ konan tavaya atılır. Soğanlar pembeleşinceye kadar pişirilir. Daha sonra suyu süzülen karidesler, tuz, baharatlar  ve tereyağ tavaya eklenir. 2 dk kadar tavada çevrildikten sonra soya sosu ve domates de eklenerek 2 dk daha pişirilir. Önceden hazırladığınız makarnanın üzerine sıcak olarak servis yapılır. Afiyet Olsun.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Neşeli Mutfak Önlüğü

Geçenlerde çarşıda gezinirken bir mutfak önlüğü gördüm, o kadar sevimliydi ki, mutfak önlüğü kullanmama rağmen, onu almak istedim. Sorduğumda uçuk bir fiyat söylediler, bunun üzerine ben de bu önlüğü kendim yapmaya karar verdim.

Önce kumaşlarımı seçtim aldım:)


Sonra kafamda bir model oluşturdum ve başladım dikmeye:)

Ve Sonuç:) Bu önlüğü anneler günü hediyesi olarak armağan ettim. Çok beğenildi.:) Ne de olsa el emeği göz nuru değil mi?

Bana öyle bakma


Teoman & İrem Candar - Bana öyle bakma 2011 muratenez

4 Mayıs 2011 Çarşamba

SIR

Sırdır, içimde saklasam, içim içimi yer, kanar, et kemikten ayrılır.  Sırdır, söylesem, ağızdan ağıza düşer, kulaktan kulağa söylenir, durmak bilmez, yel olur. 

Nedir sır? Neyi kimsen saklarız ki? 

Sırlarımız bizim zayıflıklarımız, mahremiyetimiz, belki yasaklarımız... Bazen öyle içimizde ağırlaşır ki sakladıklarımız, körelir bakış açımız, tek taraflı görmeye başlarız her şeyi tıpkı bir aynanın sırlanmış yüzeyi gibi. Oysa ki saklamasak hiçbir şeyi, şeffaf olsak, cam gibi bakınca her şeyi geniş bir perspektiften görebilsek hayatı! Ne dersiniz hayat daha güzel olmaz mı?


3 Mim Bir Arada:)

Mim 1: Bu Mim Sevgili Deep ve  francesca mckennitt tarafından yollanmıştır.

Duyularımızla ilgili olarak:

En sevdiğin 3 görsel: Yakamozlu bir deniz, pırıl pırıl bir gök yüzünde yıldızlar ve açık bir havada mavi bulutların görüntüsü.

En sevdiğin 3 ses: genelikle yazlık evlerin verandalarında bulunan deniz kabuğu, tahta veya boncuktan yapılan balkon süslerinin sesi(özellikle sedeften yapılmış olanları severim), hafif rüzgarlı bir havada ağaçların çıkarttığı sesi ve yan fülüt sesi.

En sevdiğin 3 tat: kara orman pastası, portakal, çikolata

En sevdiğin 3 koku: elma kokusu, soğanın tencerede kavrulma esnasında çıkarttığı koku ve bebek kokusu

En sevdiğin 3 his: yazın ılık bir rüzgarın yüzüme çarpmasıyla oluşan mutluluk hissi, tatil yapmanın vermiş olduğu huzur, temizlik sonrası huzur.

Mimlediklerim: Zumbi ve aynadaki aksim.
------------------------------------------------------------------
MiM 2: Mr. E tarafından Mimlendim

Mim 'in konusu;Şu an kendi ruh halinizi anlatan, bir ezginin melodisiyle ya da bir şiirin satırlarıyla ya da bir veciz sözle ya da bir resimle aktarınız. Seçim sizin, hangisini istiyorsanız.


Ben  Bruno Mars'tan Just The Way You Are ile anlatmak istedim:) Klibini de ekledim, çok seviyorum bu klibi:)

Mimleneler: incebellibardak, anlık bir şey, huyumkurusun, deep
------------------------------------------------------------------
MiM 3: 3 Mim'inde Sevgili Deep 'ten geliyor:)

Mim konusu: Her seferinde izlemekten zevk aldığınız, vazgeçemediğiniz Yeşilçam yapıtı hangisidir? (çok duygulandığınız, ağladığınız ve güldüğünüz de olabilir)

Yıllar önce kocasından ayrılırken kendisine oynanan oyun yüzünden kızından ayrılmak zorunda kalan bir anne, tatil için gelecek olan kızını göreceği için oldukça heyecanlıdır. Kızını bağrına basmaya hazırlanırken, onun soğuk tavrı karşısında ne yapacağını bilemez.  Oysaki Ayşe babasının bir kadınla evlenmek için onu uzaklaştırdığından habersizdir. Yıllardır ayrı olduğu kızını göreceği için çok heyecanlı bir anne ve yıllardır annesiz kalan bir kızın öyküsünü anlatan bu hikaye hem eğlenceli hem de hüzünlü bir hikaye. Anneler Gününün yaklaştığı bu günlerde tüm annelere armağan olsun. Anneler Gününüz kutlu olsun:).

Mimlediklerim: Mr. E, Serhat ve Sevda
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...