25 Mart 2011 Cuma

Hep Şimdilerde Olmak

Bir adam tanıyorum,
Bırakıp gelemez bugünlere,
Hep kendi içinde dünü yaşar,
Gönlü eskilerin peşinde pervane.

Bazı insanlar kolay kolay vazgeçemezler yaşanmış ama bitmiş hikayelerden. Unutamazlar... Aslında unutmak istemezler. Geçmişin izinde bir yaşam sürdürürler ve mutlu olamazlar.

Bir kadın tanıyorum,
Hiç görmedim dünlerde ve bugünlerde
Hep kendi içinde yarınları yaşar,
Aklı olacakların peşinde.

Bazı insanlar hep hayallerinin peşinde koşarlar, koşarlar, koşarlar.... Koşarken de yaşadıkları anlardan keyif almayı unuturlar. Hayallerine ulaştıklarında/ulaşamadıklarında, dönüp de arkalarına bakınca anlarlar acı gerçeği, zaman uçup gitmiştir ve her şey ertelenmiştir. Geleceğin gölgesinde bir yaşam sürdürürler ve mutlu olamazlar.

Bir çocuk tanıyorum,
O hep şimdilerde,
Geçmişten dersler alır büyürken,
Gelecekse yaşadığı anın keyfi ile hayallerinde,

Bazı insanlar, geçmişten ders alır, gelecek için hedefler koyarlar kendilerine. Kendi yaşadıkları anda kaybolmazlar, tadını çıkarırlar. Hayatlarının içinde hiç bir şey kaçırmamış olmanın verdiği hazzı yaşarlar.

İçimizdeki çocuk uyansın artık!

19 Mart 2011 Cumartesi

Kim Bu Sesler

Sesler de tıpkı yüzler gibi aklımıza kazınıyor, birinin görüntüsüyle sesini bağdaştırıp, kazıyoruz beynimize. PEki ya hiç yüzünü görmediklerimiz, yada görüpte bilmediklerimiz.

Mesela Yemekteyiz Tarkan Bey'in görüntüsünü merak ettiniz mi? İşte Yemekteyiz Tarkan Bey


Peki Komedi Dükkan'ının Yönetmeni Fırat Doğu Parlak'ı daha önce görmüş müydünüz?


Birde kendi seslerini kullanmayan oyuncularımız var, Mesela Necati Şaşmaz'ı seslendiren ses ise Umut Tabak'a ait.




Nebahat Çehre'de kendi sesini kullanmayanlardan, Nebahat Çehreyi seslendiren ise dizilerden tanıdığımız Gülen Karaman.

15 Mart 2011 Salı

Bir Eski Zaman Şarkısı

Bu müziğin küçükken kulağıma çalındığını hatırlıyorum. Sizlerin arasında da mutlaka bu müzüğin hatırlayanınız vardır. İşte TRT 2'de 15 yıl boyunca yayınlanan mükemmel program Akşama Doğru'nun giriş müziği.

8 Mart 2011 Salı

Ben Kutlamam Beyim Kutlar

Kadın bazen;
Emek veren ve bizi bu günlere getiren,
Başını dayamak istediğinde omuz olan,
Üşüdüğünde kucak olan,
Hastalığında yanında nefes olan,
Unutmayan, unutturmayan,
Sevgisini çoğaltarak, esirgemeden sunan,
Yavrusunu canından sakınan,
Eşine hayat yoldaşı olan,
Yuvayı yuva yapandır.

Gördüğü şiddete rağmen çocuklarına ana olan, kadın olmaya çalışan, güçsüz olduğu için veya giydiği kıyafetler yüzünden tecavüze uğrayan, ayrımcılığa maruz kalan, itilip kakılan kadınlarımızın, insan onuruna yakışacak şekilde yaşayabilecekleri özgür ve daha aydınlık bir geleceğe sahip olmaları dileğiyle. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun.

6 Mart 2011 Pazar

Klinik / The Clinic

Hamile olan Beth nişanlısı ile aile ziyaretine giderken, beklenmedik şekilde önlerine çıkan araba sonucunda kaza yapmaktan son anda kurtularak, bir motele yerleşirler. Zor bir hamilelik geçiren Beth, sürekli kabuslar görmektedir. Kısa bir süre için Beth'i yalnız bırakan Jane, geri döndüğünde nişanlısını bulamayaktır. Beth ise uyandığında yalnız başınadır ve sadece gördüğü kabusu hatırlamaktadır. Bundan sonra gerilim türünde bir hikaye sizleri bekliyor. İlginç bir öyküsü olan bu filmin, final sahnesini daha güzel kurgulayabilirlermiş, ama yinede keşke izlemeseydim demeyeceğiniz bir film.

Filmde Spartaküs dizisinde tanıdığımız, Andy Whitfield ve Legent of The Seekers dizisinde tanıdığımız,Tabrett Bethell oynuyor. Korku, Gerilim türünde tanımlanmış bir gerilim filmi. Zira korku filmi olarak adlandırmayacağımız bir film. Korku filmi seyretmek istediğimde karşıma gelen gerilim türündeki filmler beni deli ediyor.

İyi Seyirler:)

4 Mart 2011 Cuma

Sessiz Sessiz

Sessizliği çok severim, hemde çok severim. İnsanların bağırarak değil de, konuşarak anlaşabileceklerini savunurum. Savunmakla kalmam, bilir ve uygularım. Ama bu blog sessizliğini sevmedim. Haksızlığa karşı sessiz kalmayı da sevmiyorum. Kendini savunanların seslerinin kesilmesini de!

Garip bir ülke burası, kurunun yanında yaş da yanıyor hep. Ceza topluca kesiliyor... Böyle devam ederse, insanların seslerini özgürce duyurabildikleri bir yer kalmayacak sanırım. Sessizliğin içinde kaybolacağız ve ben o zaman sessizliği, hiç ama hiç sevmeyeceğim.  

NOT:Bu yazı  sadece bloglar için değil, haksızca sesleri kesilen herkese ithafen yazılmıştır.

3 Mart 2011 Perşembe

Alamut: Fedailerin Kalesi


Fedailerin Kalesi Alamut, tarihi gerçeklerden beslenen bir kurgu. Kitap, Hassan Sabbah'ın Alamut kalesinin arkasına inşa ettiği "cennet bahçeleri" diye tabir edilen muhteşem bir bahçeyle, küçük çocukken yanına aldığı ve yetiştirdiği gençleri kandırarak kendi çıkarları için nasıl kullandığını anlatıyor. Dönemin Padişahı Melikşah ve Veziri Nizam-ül Mülk ile olan mücadelesini gözler önüne seriyor.

Bu tarihi Romanda anlatılanların aslında, geçmişte kalmamış olması, günümüzde de beyni uyuşturulan gençlere ebedi cennet sözü verilerek birer "canlı bombaya dönüştürülmeleri" üzücü bir gerçektir. Gelecekte de bu üzücü olayların devam etmemesi için, mutlaka okunması ve okutturulması gereken kitaplar arasında yerini almıştır.

Kitabın arka kapak yazısı;
"Hasan Sabbah’ ın Alamut Kalesi’nin, cennet bahçelerinin ve fedailerinin tarihi romanı ”Hıristiyanların zaman ölçüsü ile 1092 yılının ilk baharında hatırı sayılır büyüklükte bir kervan, Semerkant’tan başlayarak Buhara üzerinden Horasan’ın kuzeyindeki Elbruz platosuna dek uzanan, bir zamanlar muzaffer orduların kullandığı eski yolun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Karların erimeye başlamasıyla birlikte Buhara’dan ayrılan kervan haftalardır yollardaydı…” ”Avni oğlum, Tahir’in torunu! ” demişti ona. ”Doğruca Demavend Dağı’na giden yolu tut. Rey’e ulaşınca Şahrud Irmağı’ na giden yolu sor. Irmağın kaynağı sarp bir vadide bulunmaktadır; oraya çık. Büyük bir kale göreceksin: Bu yerin ismi Alamut kalesidir, yani ‘kartal yuvası.’..”

1 Mart 2011 Salı

The Reader

İnsan hayatının en önemli dönüm noktalarından biridir okuma yazmayı öğrenmek. Bir anne için tarif edilemez bir heyecan olduğunu görmüştüm yakın zamanlarda yeni okumaya başlayan kuzenimin oğluyla. Yıllar önce aynı duyguyu, elması sınıfta ilk kızaran olarak kırmızı bir kurdeleyle ödüllendirilerek aileme yaşatmış olduğumu düşündüm bir an. O zamanlar önemini ve anlamını kavrayamadığım `o` anın, aslında ilk adım, ilk kelime kadar önemli olduğunun farkına çok sonraları vardım.


2008 yapımı Kate Winslet`in her zamanki gibi mükemmel performansıyla tanıştım bu hikayeyle. 3 yıl sonra daha geçen gün ise kitabını okuma firsatı buldum. Bernard Schlink imzali kitabi okumak çok daha farklı bir tat oldu benim için. Hikaye, lise öğrencisi Michael Berg`in yolu kendinden 18 yaş büyük Hanna ile hastalık sebebiyle birleşiyor; iyileştikten sonra ise tutku dolu bir birliktelikle devam ediyor. Michael, Hanna`nin kendisine kitap okunmasından hoslandığını keşfediyor ve ilişkileri daha derin, daha farklı bir boyuta geçiyor.

İlişikileri aynı tempoda devam ederken bir gün Hanna ortadan kayboluyor ve Michael bir şekilde kendi hayatına devam ediyor. Babası filozof olan Michael Hukuk Fakultesi`ni kazanıyor ve Hanna`yi "kaybedişinden" 8 yıl sonra hukuk öğrencisi olarak izlediği Nazi davalarında ona sanık olarak rastlıyor. 

İzlenmesi gereken bir film ve okunması gereken bir kitap The Reader, tavsiye ederim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...