28 Şubat 2011 Pazartesi

Sorular ve Cevaplar

Aslında 3 Mim , 1 Ödül yazacaktım bugün ama sevgili Deep geri almış ödülleri mimleri :)) Sevgili huyumkurusun ve deep beni mimlemişler teşekkür ederim

  1. Gün içerisinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey: Aramadığım halde iş bulursam çok şaşırırım:)
  2. Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey: Öyle bir takıntım yok:)
  3. Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey: Diyet mi o da ne? Herşeyle bozarım ben, bugün başlarım yarın biter:)
  4. Uğurun var mı? Uğurlu sayım 8.
  5. Kendine en yakıştırdığın renk: Ben her rengi seviyorum, adım üstünde HerBiRenk
  6. En sevdiğin takın: Yüzüğüm ve incilerim.
  7. Takıntın: Çok ince fikirliyim.
  8. Ben bu şarkıyı duyunca şakırım: BİLMEM Kİ NE DESEM:) Moduma göre değişir.
  9. Solunda ne var? Köşe yastığı

Mimleneler: Denizkabuğu, iincebellibardak ve zumbi.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Mantarlı Hamsi Buğlama

Hafta sonu balık buğlama yapalım dedik, ama içine de alternatif bir şeyler katalım istedik. Sonuç muhteşem oldu. Suyunu da ekmekle yemenizi tavsiye ederim. 

Malzemeler: (3 kişilik)

Yarım kilo hamsi,
1 adet limon,
1 adet domates,
1 adet yeşil biber,
5 adet orta boy mantar,
1 yemek kaşığı salça,
yarım çay bardağı  sıcak su,
1 buçuk çay kaşığı tuz,
1 çay kaşığı karabiber,
yarım çay kaşığı pul biber,
1 tatlı kaşığı tereyağ,

Yapılışı:


Balıkların kılçıkları ayıklanır ve iyice yıkanır. Mantarlar soyulur ve yıkanır. Biber, soğan ve mantarlar ince ince dilimlenir. Domates ve limon kuşbaşı iriliğinde halinde doğranır. Bir borcam/tepsinin altı sıvı yağ ile yağlanır. Balıklar 1 kat dizilir. Üzerine doğramış olduğumuz, biber, soğan, domates, limon ve mantarların yarısı serpilir. Üzerine bir kat balık daha dizilir ve kalan malzemeler üzerine serpilir. Bir kaseye salça, karabiber, tuz, pul biber ve sıcak su koyulur ve karıştırılır. Karışım balıkların üzerine eşit şekilde dökülür ve fırına verilir. 200 derece fırında 35 dakika pişirilir.

Afiyet olsun.

NOT: Balıkları kılçıklarıyla da yapabilirsiniz ama, kılçıksız yemenin zevki apayrı :)

17 Şubat 2011 Perşembe

Gülümseten Ödül


Sevgili deep  DERİNLİK SADELİKTİR blogunun sahibi, blogumuzu gülümseten bir ödül ile ödüllendirmiş. Hayatın tüm renklerini barındıran bu ödül için kendisine teşekkür ederiz. Şu karmakarışık Dünyada biraz da yüzünüzü güldürebiliyorsak ne mutlu bizlere:))

Bu ödülde benden;

Misfits

İşledikleri suçlar nedeniyle, Sosyal Hizmetler bünyesinde çalışan bir grup uyum sorunu çeken genç,
Bir gün bir fırtınaya yakalanırlarsa, ve şimşek onların üzerine düşerse? Ne olur dersiniz?


Tabi ki SÜPER KAHRAMAN olurlar. Yoksa olmazlar mı?
Üzerilerine düşen yıldırımın etkisiyle süper güçler kazanan gençler, bu güçlerini sanılanın aksine Dünyayı kurtarmak için değil de, kendi dertleri için kullanmaya başlarlar. Tabi güçleri zaman zaman onları kurtardığı gibi, zaman zaman da başlarına olmadık belalar açar. 
Misfits Kahramanları

Misfits'in başrollerini Robert Sheehan, Iwan Rheon, Lauren Socha, Antonia Thomas, Nathan Stewart-Jarrett oynamaktadır.  Misfits 2010 yılında, İngiltere'nin Oskar'ı olarak gösterilen BAFTA Ödülleri'nden "En İyi Drama Dizisi" ödülünü kazanmıştır.

Misfits'in intro müziği:

16 Şubat 2011 Çarşamba

Şekspir Müzikali


Shakespeare'in tüm eserlerin kolaj yapılarak oluşturulan, müzikal, doğum ve ölüm arasında insanın geçtiği birtakım "durakların", "7 perdelik ömrümüzün" müzikalidir "7". 


Doğum... bir ağlama sesi...Şekspir Müzikali şu kısacık ömrümüze ışık tutarak, doğum, merak, kaygı, korku, pişmanlık, tutku, aşk, ölüm gibi insana özgü davranışları muhteşem bir müzik ziyafeti ile sergiliyor.. ve zaman doluyor...

“Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin? Olmak ya da olmamak işte budur soru?”  diyor Haluk Bilginer.

Oyunculuğu tarifsiz Haluk Bilginer'in başrolünü üstlendiği müzikali, Kemal Aydoğan yönetiyor. Müzikler Tolga Cebi ve ekibi tarafından hayat buluyor ve Şekspir Müzikali’nin ilk anından son anına kadar, canlı ve samimi tutmayı başaran Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan' da kesinlikle çok başarılı.





“Bütün dünya bir sahnedir.
Ve kadın erkek ancak birer oyuncu:
Sırası gelen girer,
Sırası gelen çıkar.
Nice roller oynar ömür boyu…"

Perde kapandı, alkışlar alkışlar, alkışlar.. O an sahnede olmak istedim. Bütün ekip yeniden doğdu. Tekrar tekrar oynasınlar istedim. Gitmek isteyenler için http://www.oyunatolyesi.com/ 

15 Şubat 2011 Salı

Tahir İle Zühre Hikayesi

Geçen hafta Sevgili muvattalis ve eşini görmeye gitmiştik. Orada dinlemiş olduğum bu şarkıdan Tahir ile Zühre hikayesini öğrendim. Sizlere de aktarmak istiyorum.

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır. Malı, mülkü, askeri kısaca her şeyi olan bu padişahın çocuğu olmamaktadır. Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır. Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verip ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar. Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar. “her kim bana bir altın verirse tanrı onun muradını versin” diyen bir dilenciye para verir. Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar. İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler. Derviş “marifetlerim vardır” deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister. Dervişte padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir. Bunun üzerine dervişten yardım isterler. Dervişte cebinden cebinden bir elma çıkarır ve ikiye böler. Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını evlendirmelerini söyler. Padişahta vezirde çok sevinir. Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur. Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar.

Tahir ile Zühre birlikte büyürler. En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler. Fakat on yaşında Zühre’nin gönlü Tahir’e düşer ve uyurken Tahir’i öper. Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır. Bir gün Zühre Tahir’i yine öper ve Tahir’de Zühre’yi döver. Zühre o kadar üzülür ki Allah’a “Allah’ım benim sevgimin yarısını Tahir’e ver” diye dua eder. Tahir’de Zühre’ye aşık olur. Bu sefer Zühre kendini naza çeker. Ancak kardeş olmadıklarını öğrenen Tahir ile Zühre günden güne bir birine daha çok bağlanırlar. Sazlarını alıp bir birlerine türkü söylerler. Bunları gören Arap köle padişahın karısına söyler. Padişah kızını Tahir’le evlendirmenin zamanı geldiğini söyler. Ancak karısı kızının padişah oğluyla evlenmesini istemektedir. Padişah kendi gözleriyle aşıkları görmek ister ve görünce de aşıkları evlendirmeye karar verir. Bu arada Tahir rüyasında iki kara köpeğin kendisine saldırdığını görür ve rüyası çıkar. Padişahın karısı, padişaha sihirbaz cadının yaptığı şerbeti içirince padişah Tahir'den soğur ve onu saraydan kovar. Aşkı ile yanıp tutuşan Tahir Zühre’nin köşkünün önüne gelerek sitem dolu türküler söyler. Zühre’de olayları dadısından öğrenir ve her şeyi Tahir’e açıklar. Arap köle bunları görünce yine padişaha haber verir. Bu sefer padişah onu Mardin’e sürer. Mardin’de yedi yıl kalan Tahir bir gün Allah’a dua eder ve onu zindandan kurtarmasını ister. Duası kabul olur zindanın açılan kapısından siyah atıyla Hızır gelir ve onu atına alıp, o uyurken Zühre’nin köşkünün önüne bırakır. Zühre Tahir’i dadısına gönderir. O günden sonra her gece gizli gizli buluşup zevk ve sefa eylerler. Fakat bir gün Tahir rüyasında yine kara köpeklerin etrafını sardığını görür. Rüyası yine çıkar çünkü Arap köle onları yine görmüştür. Bunu padişaha haber verir ve Tahir, üstü açık bir sandıkla Şat suyuna bırakılır. 

Şat suyu kenarında da Göl padişahının sarayı vardır. Zühre bunu bildiği için Göl padişahının kızına mektup yazar ve göl padişahının kızları da onu bulurlar. Göl padişahın üç kızı da Tahir’i sevmektedir ve bir gün onu paylaşamadıkları için kavga ederken, Tahir bunları duyar ve kaçar. Bir çeşme başında dua eder ve uyur. At sesiyle uyanınca, yanında bir derviş görür. Yine ata biner ve gözlerini kapatır. Derviş “aç” dediği zaman Tahir kendisini Zühre’nin köşkü önünde olduğunu görür. Dadısına gider. Dertleşirler. Bir gün Tahir davul zurna sesleri duyar ve dadısından Zühre’nin evleneceğini öğrenir. Kadın esvabı ile düğüne gider. Kendini Zühre’ye tanıtır. Ertesi gün Zühre ile anlaşırlar. Hamama gitmek için çıkıp kaçmaya karar verirler. Ancak Arap köle de kadın kılığına girmiş ve onları görmüştür. Arap köle durumu padişaha haber verir. Padişah Tahir’i yakalatır. Mecliste onu ve kızını anmadan üç hane türkü söylerse affedeceğini söyler. Tahir iki haneyi söyler fakat üçüncü hanede Zühre'nin içeri girdiğini görünce onun ismini kullanır. Padişahta onun boynunu vurdurmaya karar verir. Cellat Tahir’in boynunu vurmadan Tahir namaz kılıp Allah’a ruhunu alması için dua eder ve hemen ölür. Bunu gören Zühre aklını kaçırır. Hekimler çare bulamaz hatta Tahir’in etini yedirmeye çalışırlar ama dadısından bunu öğrenen Zühre’de çok kızar, Tahir’in mezarına gider. Allah’a ruhunu alması için dua eder ve ölür. Mezara gelen Arap köle de Zühre’ye aşık olduğu için kendini hançerle öldürür. Padişah kızını Tahir’e vermediği için pişman olur ama iş işten geçmiştir.

Bir süre sonra aşıklara mezar yapılır. Arap köle de başuçlarına gömülür. Oradan geçenler Zühre'nin mezarında beyaz bir gül fidanı, Tahir’in üzerinde ise kırmızı bir gül fidanı görürler. Arab’ın mezarında da kara bir çalı bitmiştir. Her sene aşıklar baltalarla o çalıyı keserler ancak çalının yine bittiğini görürler. Ziyaretgah olan mezarı da aşıklar ve bağrı yanıklar sürekli ziyaret ederler. 
Anonim

12 Şubat 2011 Cumartesi

Ah Scrat Ah:))

Küçüklüğümde çizgi film saatini hiç kaçırmaz, çizgi film seyretmeyi çok severdim. Hala çizgi filmleri çok ama çok severim. Ama şimdi çizgi film saati beklemiyorum, denk gelirsem seyrediyorum, ya da sinemaya yapılan çok başarılı animasyon çizgi filmleri seyrediyorum. O kadar çok seviyorum ki çizgi film seyretmeyi, çocukluğuma geri dönüyorum, içimi neşe kaplıyor film bitince. İşte size seyredipte çok sevdiğim çizgi filmlerden bazıları;

Yukarı bak hala seyretmeyen varsa hemen seyretsin

Bu çizgi filmde çok güzeldi, seyretmediyseniz tavsiye edilir.

Köfte yağmuruda, sevdiğim çizgi filmler arasında yerini aldı.

Ama biri var ki, Scrat Buz devrinin kahramanlarından Scrat. Devamı çekildiği için midir bilmiyorum ama, onun bir meşe palamudunun peşinde koşan hallerini çok seviyorum.

Birde TV'deki çizgi filmlerden sevdiğim kahramanlar var,
Küçükken en sevdiğim şirin

Dragon Ball burada Sapık bir dede vardı, çok gülüyordum o dedeye:))

ve Sünger Bob tabiki:)) hafta sonları kahvaltı keyfi bizim için, ama söylemeden edemeyeceğim, Küçük Herbirenk tam bir Sünger Bob fanatiği:))

Sanırım ben büyüsem de, bir yanım hep çocuk kalacak;)

Bu bir mim ve mimin konusu "En sevdiğiniz Çizgi Film kahramanız kimdir?" Beni sağ olsunlar, Sevgili deep ve Sevgili huyumkurusun mimlemişler. Ben hastalığımdan dolayı bu mimi biraz geçiktirdim. Mimlediklerimden daha önce mimlenenler varsa, kusura bakmasınlar, zira bu ara pek blogu takip edemedim.

ve bu mim'i ARYA IN NEVERLANDThe KingSerhatKremkramel,  ÖZİ'nin güncesi 'ne gönderiyorum.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Tarihin İçinden Bir Sahil Kasabası Trilye

Doğallığından ödün vermeden günümüze kadar gelen tarihi bir sahil kasabası Trilye. Cumhuriyet döneminde Zeytinbağı ismini almış bu muhteşem beldenin isminin; Rumca üç aziz anlamına geldiği ve/veya barbun balığı demek olan "trigliya"dan geldiği rivayet edilmektir. İlk Trilye olarak duyduğum bu yerin ismi bende de hep Trilye kalacak sanırım.

Zeytin ve balık diyarı Trilyede eskiden bağcılık da yapılırmış, artık yeterince üzüm üretilmiyor fakat başka yerlerden gelen üzümler Trilye'deki tesislerde işlenip şarap yapılıyor. Sahile inen yol boyunca kendi üretimleri olan zeytinler, zeytin yağları, sabunlar, reçeller, butik şaraplar sizleri kucaklıyor. Halkı o kadar sıcak ki, sokakta yabancı bir insan görünce selam veriyor, buyur ediyor. Hala sıcacık bir köy havasında burası.

Trilye'nin sahil lokantalarında tazecik deniz ürünleri sizleri bekliyor. Mevsimine göre banbun, tekir, pisi, dil, mezgit, kalkan, kırlangıç, sardalye, levrek, lipsos v.b. yiyebilirsiniz. Siparişiniz hazırlanana kadar size kehribar sarısı, kekikli, pul biberli zeytin yağı içerisinde, Trilyenin eşsiz lezetli zeytinleri sunuluyor.

Trilye eski çağlardan günümüze yerleşime açık olması sebebiyle, adım attığınız her yerde tarihi bir eserle karşılaşıyorsunuz. 1909'da Papaz Okulu olarak inşa edilen ve 1980'li yıllara kadar okul olarak hizmet veren Taş Mektep, bakımsızlık nedeniyle gününmüzde kullanılamaz durumda.
Taş Mektep

Trilyede sokaklarında bir dükkan.

Trilyede tarihi bir ev

 Fatih Cami Genel Görünüm
 Fatih Cami Kapısı

Sokak arasındaki çiçekler çok güzellerdi.

Çamlı Kahve

Trilye'ye gelip de Çamlı Kahve'de asırlık çınarların altında, denize ve zeytinliklere bakarak içeceğinizi yudumlaymadan dönmeyin. Yazın denize de girebileceğiniz bu sakin sahil kasabası günü birlik turlar ve hafta sonları kaçamakları için birebir.

1 Şubat 2011 Salı

Bir Hatanın Anatomisi 2

İstanbulda bir yer, saat 21:00 suları,

Kaplan telefonu kapattı.  Yüzündeki kaslar tek tek geriliyordu, “Apo adamımız İzmit yolunda” dedi.  Sen bir adamını al ve İzmite doğru yola çık, Mehmet bizim için çok önemli, sağ sağlim yakalamalıyız onu.

İzmit gişeler, saat 22:00

Gözlerinden akan sıcaklığı fark etti Mehmet, ağlıyordu. O karanlık geceden sonra, ilk kez ağladığını fark etti ve belki de ilk kez yaşadığını anlıyordu.  Acısı içini dağlıyordu, kolay olmacayacığını ve bir daha hiçbirşeyin aynı olmayacağını işte o zaman anladı. Yoktu güzeli, bir daha olmayacaktı.  Yanan yüreğinin acısı ile savaşırken, akşamki  kapkara gözler geldi aklına, dün yorgunlukla savuşturduğu şüphe, şu anda içini kemiriyordu.  Gişelerden henüz geçmişlerdi, muavinin yanına gitti  ve “En merkezi yeri neresidir İzmit’in?” diye sordu. Muavin “Halk evinde in abi, İzmit Merkez orasıdır dedi” Karar verdi, inecekti, ilk otogarı araştırırlardı.  “Acaba beni nasıl tanıdılar? Yoksa yoksa hep peşimdemiydiler” dedi sessizce. Doğru düşünemiyodu, iç sesi çılgıncasına konuşuyordu; bir yandan yaptığı hata için onu suçluyordu, bir yandan tekrar tekrar yaşatıyordu olayları , bir yandan da kara gözlerin şüphesi... ah bir susturabilseydi onu.

“Halk evinde inecek kalmasın” diyen sesle irkildi. Hemen temiz hava almalıydı,  otobüsten indi, sağına soluna baktı, indiği yere anlam veremedi. Yıllar önce gelmişti İzmite ama, ne kadar değişmişti burası.  Bu boğaz köprüsünden bozma köprüler nezaman gelmişti buraya? Şu an bunlara kafa yoramazdı, yeterince derdi vardı.  Deniz kıyısında bulunan parka doğru yürüdü, bu saate ne yapabilirdi, nereye gidebilirdi. Cebini kontrol etti, yerindeydi. Bir bank buldu oturdu, düşünceler yeniden sardı zihnini, bir süre sonra yorgun düştü, uyudu.

8 ay önce, Mehmetin evi

Mehmet Fizik Mühendisliği dalında yüksek lisansını yeni tamamlamış ve iş aramaya başlamıştı ama iş konusunda seçici davranıyordu. O sabah yine erkenden kalkmış, kahvaltısını ediyordu, bilgisayarından gelen e-mail sesine aldırmadı. Ne acelesi vardı ki, aradığı iş kaçmıyorduya. Bitirdi kahvaltısını, bir keyif çayı daha içti, biraz televizyon seyretikten sonra nihayet bilgisayarının başına geçti. Kariyer sayfalarında kendine uygun ilanlarını ve  e-maillerini kontrol etti.  Son gelen e-maili açtı, özgeçmişini verdiği bir kafa avcısından geliyordu, inanamıyordu HerBiRenk Grup ile yarın sabah bir iş görüşmesi vardı. İçi içine sığmadı, hemen güzelini aradı ve haber verdi. Çok ama çok sevinmişlerdi, o zaman bir mailin hayatlarını tepetaklak edeceğini bilemezlerdi ki.

İş görüşmesine gitti, yazılı mülakatı geçmişti, sıra sözlü mülakattaydı. Kendinden ve bilgisinde emin olan Mehmet’in sözlü mülakatı da iyi geçmişti, tanınacak olan araştırma olanakları ve bütçesi Mehmeti cezbetmişti. Görüşmeden çıktığında gözleri parlıyordu, o iş benim olmalı diyordu, ama başka adaylar ve bir mülakat daha vardı önünde. Beklemekten başka çaresi yoktu. Bekliyordu ama içi içini yiyordu. Beklenen gün geldi çattı, aradılar Mehmeti ön mülakatı geçmişti, geriye tek bir görüşmesi kalmıştı.  Telefonu kapattıktan sonra “bu iş benim olacak” dedi kendinden emin bir sesle.

Son iş görüşmesi Ar-Ge Bölüm Müdürü ve Direktörü ile olacaktı. O sabah erkenden kaltı, duşunu aldı, kahvaltı etmek istedi ama heyacandan pek bir şey yiyemedi. Dişlerini fırçaladı, üzerini giyindi ve HerBiRenk Grup’a gitmek üzere yola çıktı.  İlk olarak otobüsü kaçırdı, bir dahaki otobüs yarım saat sonraydı, hemen taksiye atladı ve Kadıköy iskelesinde indi. İskeleye koşmuyor, resmen uçuyordu, sırf yakalayabilmek için vapuru, neyseki yakalamıştı. Ama vapur denizin ortasında bozuluvermez mi, Mehmet artık bu kadar şansızlık olamaz diye düşündü, üzerine birde yağmur yağsaydı tam olacaktı. Neyseki yarım saat içerisinde arıza giderildi. Mehmet Eminönünde iner inmez bir taksiye atladı, zaten 15 dk geçikmişti, ama trafik vardı keşke Karaköy’den finikülerle çıksaydım Taksim’e diye geçirdi içinden ama yapacak bir şey yoktu. Taksici dur durak bilmeden sohbet ediyordu. Hiç sevmezdi böyle muhabbetleri, “Nerden geliyorsun, Ne iş yapıyorsun, Kaç yaşındasın, Hangi okulu bitidin, bizimde bir yeğen vardı....” Mehmet isteksizce cevap veriyordu tüm sorulara, aklı tamamen geç kalmasının mülakatın sonucuna yansıyıp, yansımayacağıydı. Erken de çıkmıştı evden ama aksilikler bir türlü peşini bırakmıyordu. Neyseki sonunda ulaştı, HerBiRenk Grup binasına. Görüşmeye girdiği zaman açıklama yapma gereği hissetti,  çok özür diledi ama karşısındakilerin ne yüzlerinde nede dillerinde herhangi bir ifade göremedi. İfadesizlik ne kötü bir şeydi, anladıklarını gösterselerdiya yada bu bir bahane olamaz deselerdi. Sonunda mülakata başladılar, Bölüm Müdürü konuşuyordu, Direktör ise yanlızca dinliyor ve onun hareketlerini gözlemliyordu. Bölüm Müdürü “Hadi bizi ikna et, seni neden işe alalım?” dedi. Mehmet “Fizik konusunda aldığım eğitim, stajlarım ve ufak çaplı çalışma hayatımda edindiğim tecrübeler ile sizlere faydalı olacağımı düşünüyorum. İşim ve sizler için daima elimden gelenin en iyisini yapacağım ve bana olan güveninizi boşa çıkartmayacağım” dedi. Bölüm Müdürü “Bunlar çok politik cevaplar Mehmet ol ve bize öyle cevap ver” dedi. Mehmet “şu an bu işi istediğim ve hak ettiğim için buradayım, yoksa şu an yurt dışında bir yerde olabilirdim. Ben ülkemde, kendi insalarım için çalışmak istiyorum. İşim için her türlü fedakarlığı yapacağımdan en ufak bir şüpheniz olmasın.” diyerek konuşmasını bitirdi. “Fedakarlık “ dedi Bölüm Müdürü “bu sözü unutma evlat” . Görüşme bitmişti. Mehmet görüşmesinin nasıl geçtiği hakkında en ufak bir fikrinin olmadığını fark etti, başına gelen onca uğursuz olay böyle düşünmemi sağlıyor dedi içinden.

Günler günleri kovalamıştı ve bir hafta sonra bitmek bilmez beleyiş sona ermiş ve telefonu çalmıştı. HerBiRenk Grup’tan arıyorlardı. Mehmet telefonu kapattı sevinç çığlıkları içerisinde güzelini aradı. “Oldu oldu işe alındım! Artık evlenebiliriz, hiç bir engelimiz kalmadı” dedi.

İzmit park, saat 07:30

Mehmet, biri omzundan dürtüyordu. Uyandı ama gözlerini açmak istemedi, kimle karşılaşacağından emin olamadı, korkuyordu. Ama kokukunun ecele faydası yoktu. Gözlerini açmaya uğraştı, ama soğuktan göz kapakları külçe gibi olmuştu, sonunda gözlerini açabildi.

Çok uzattım öyküyü farkındayım ama ilk kez böyle bir deneyimim oldu. Merak edenler için devamı gelecek:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...