1 Şubat 2011 Salı

Bir Hatanın Anatomisi 2

İstanbulda bir yer, saat 21:00 suları,

Kaplan telefonu kapattı.  Yüzündeki kaslar tek tek geriliyordu, “Apo adamımız İzmit yolunda” dedi.  Sen bir adamını al ve İzmite doğru yola çık, Mehmet bizim için çok önemli, sağ sağlim yakalamalıyız onu.

İzmit gişeler, saat 22:00

Gözlerinden akan sıcaklığı fark etti Mehmet, ağlıyordu. O karanlık geceden sonra, ilk kez ağladığını fark etti ve belki de ilk kez yaşadığını anlıyordu.  Acısı içini dağlıyordu, kolay olmacayacığını ve bir daha hiçbirşeyin aynı olmayacağını işte o zaman anladı. Yoktu güzeli, bir daha olmayacaktı.  Yanan yüreğinin acısı ile savaşırken, akşamki  kapkara gözler geldi aklına, dün yorgunlukla savuşturduğu şüphe, şu anda içini kemiriyordu.  Gişelerden henüz geçmişlerdi, muavinin yanına gitti  ve “En merkezi yeri neresidir İzmit’in?” diye sordu. Muavin “Halk evinde in abi, İzmit Merkez orasıdır dedi” Karar verdi, inecekti, ilk otogarı araştırırlardı.  “Acaba beni nasıl tanıdılar? Yoksa yoksa hep peşimdemiydiler” dedi sessizce. Doğru düşünemiyodu, iç sesi çılgıncasına konuşuyordu; bir yandan yaptığı hata için onu suçluyordu, bir yandan tekrar tekrar yaşatıyordu olayları , bir yandan da kara gözlerin şüphesi... ah bir susturabilseydi onu.

“Halk evinde inecek kalmasın” diyen sesle irkildi. Hemen temiz hava almalıydı,  otobüsten indi, sağına soluna baktı, indiği yere anlam veremedi. Yıllar önce gelmişti İzmite ama, ne kadar değişmişti burası.  Bu boğaz köprüsünden bozma köprüler nezaman gelmişti buraya? Şu an bunlara kafa yoramazdı, yeterince derdi vardı.  Deniz kıyısında bulunan parka doğru yürüdü, bu saate ne yapabilirdi, nereye gidebilirdi. Cebini kontrol etti, yerindeydi. Bir bank buldu oturdu, düşünceler yeniden sardı zihnini, bir süre sonra yorgun düştü, uyudu.

8 ay önce, Mehmetin evi

Mehmet Fizik Mühendisliği dalında yüksek lisansını yeni tamamlamış ve iş aramaya başlamıştı ama iş konusunda seçici davranıyordu. O sabah yine erkenden kalkmış, kahvaltısını ediyordu, bilgisayarından gelen e-mail sesine aldırmadı. Ne acelesi vardı ki, aradığı iş kaçmıyorduya. Bitirdi kahvaltısını, bir keyif çayı daha içti, biraz televizyon seyretikten sonra nihayet bilgisayarının başına geçti. Kariyer sayfalarında kendine uygun ilanlarını ve  e-maillerini kontrol etti.  Son gelen e-maili açtı, özgeçmişini verdiği bir kafa avcısından geliyordu, inanamıyordu HerBiRenk Grup ile yarın sabah bir iş görüşmesi vardı. İçi içine sığmadı, hemen güzelini aradı ve haber verdi. Çok ama çok sevinmişlerdi, o zaman bir mailin hayatlarını tepetaklak edeceğini bilemezlerdi ki.

İş görüşmesine gitti, yazılı mülakatı geçmişti, sıra sözlü mülakattaydı. Kendinden ve bilgisinde emin olan Mehmet’in sözlü mülakatı da iyi geçmişti, tanınacak olan araştırma olanakları ve bütçesi Mehmeti cezbetmişti. Görüşmeden çıktığında gözleri parlıyordu, o iş benim olmalı diyordu, ama başka adaylar ve bir mülakat daha vardı önünde. Beklemekten başka çaresi yoktu. Bekliyordu ama içi içini yiyordu. Beklenen gün geldi çattı, aradılar Mehmeti ön mülakatı geçmişti, geriye tek bir görüşmesi kalmıştı.  Telefonu kapattıktan sonra “bu iş benim olacak” dedi kendinden emin bir sesle.

Son iş görüşmesi Ar-Ge Bölüm Müdürü ve Direktörü ile olacaktı. O sabah erkenden kaltı, duşunu aldı, kahvaltı etmek istedi ama heyacandan pek bir şey yiyemedi. Dişlerini fırçaladı, üzerini giyindi ve HerBiRenk Grup’a gitmek üzere yola çıktı.  İlk olarak otobüsü kaçırdı, bir dahaki otobüs yarım saat sonraydı, hemen taksiye atladı ve Kadıköy iskelesinde indi. İskeleye koşmuyor, resmen uçuyordu, sırf yakalayabilmek için vapuru, neyseki yakalamıştı. Ama vapur denizin ortasında bozuluvermez mi, Mehmet artık bu kadar şansızlık olamaz diye düşündü, üzerine birde yağmur yağsaydı tam olacaktı. Neyseki yarım saat içerisinde arıza giderildi. Mehmet Eminönünde iner inmez bir taksiye atladı, zaten 15 dk geçikmişti, ama trafik vardı keşke Karaköy’den finikülerle çıksaydım Taksim’e diye geçirdi içinden ama yapacak bir şey yoktu. Taksici dur durak bilmeden sohbet ediyordu. Hiç sevmezdi böyle muhabbetleri, “Nerden geliyorsun, Ne iş yapıyorsun, Kaç yaşındasın, Hangi okulu bitidin, bizimde bir yeğen vardı....” Mehmet isteksizce cevap veriyordu tüm sorulara, aklı tamamen geç kalmasının mülakatın sonucuna yansıyıp, yansımayacağıydı. Erken de çıkmıştı evden ama aksilikler bir türlü peşini bırakmıyordu. Neyseki sonunda ulaştı, HerBiRenk Grup binasına. Görüşmeye girdiği zaman açıklama yapma gereği hissetti,  çok özür diledi ama karşısındakilerin ne yüzlerinde nede dillerinde herhangi bir ifade göremedi. İfadesizlik ne kötü bir şeydi, anladıklarını gösterselerdiya yada bu bir bahane olamaz deselerdi. Sonunda mülakata başladılar, Bölüm Müdürü konuşuyordu, Direktör ise yanlızca dinliyor ve onun hareketlerini gözlemliyordu. Bölüm Müdürü “Hadi bizi ikna et, seni neden işe alalım?” dedi. Mehmet “Fizik konusunda aldığım eğitim, stajlarım ve ufak çaplı çalışma hayatımda edindiğim tecrübeler ile sizlere faydalı olacağımı düşünüyorum. İşim ve sizler için daima elimden gelenin en iyisini yapacağım ve bana olan güveninizi boşa çıkartmayacağım” dedi. Bölüm Müdürü “Bunlar çok politik cevaplar Mehmet ol ve bize öyle cevap ver” dedi. Mehmet “şu an bu işi istediğim ve hak ettiğim için buradayım, yoksa şu an yurt dışında bir yerde olabilirdim. Ben ülkemde, kendi insalarım için çalışmak istiyorum. İşim için her türlü fedakarlığı yapacağımdan en ufak bir şüpheniz olmasın.” diyerek konuşmasını bitirdi. “Fedakarlık “ dedi Bölüm Müdürü “bu sözü unutma evlat” . Görüşme bitmişti. Mehmet görüşmesinin nasıl geçtiği hakkında en ufak bir fikrinin olmadığını fark etti, başına gelen onca uğursuz olay böyle düşünmemi sağlıyor dedi içinden.

Günler günleri kovalamıştı ve bir hafta sonra bitmek bilmez beleyiş sona ermiş ve telefonu çalmıştı. HerBiRenk Grup’tan arıyorlardı. Mehmet telefonu kapattı sevinç çığlıkları içerisinde güzelini aradı. “Oldu oldu işe alındım! Artık evlenebiliriz, hiç bir engelimiz kalmadı” dedi.

İzmit park, saat 07:30

Mehmet, biri omzundan dürtüyordu. Uyandı ama gözlerini açmak istemedi, kimle karşılaşacağından emin olamadı, korkuyordu. Ama kokukunun ecele faydası yoktu. Gözlerini açmaya uğraştı, ama soğuktan göz kapakları külçe gibi olmuştu, sonunda gözlerini açabildi.

Çok uzattım öyküyü farkındayım ama ilk kez böyle bir deneyimim oldu. Merak edenler için devamı gelecek:)

6 yorum:

  1. süper yazmışsın yaa devamını merakla bekliyorum

    YanıtlaSil
  2. :)) sağolasın Serhat :)) aslında nasıl bitireceğim kafamda ama bugünlerde çok başım ağrıyor:( en kısa zamanda bitireceğim.

    YanıtlaSil
  3. güzel gidiyor bence devam merakla bekliyorum devamını.

    YanıtlaSil
  4. @Ümit DİLBAZ desteğin için teşekkür ederim:))

    YanıtlaSil
  5. Uzatmayınca keyfi olmuyor ki, anca sarıyor insanı :) Güzel gidiyor, devam et başka öykülere de bence.

    YanıtlaSil
  6. sağolasın:)) bunun devamı gelecek diğerleri olur mı zaman gösterecek;)

    YanıtlaSil

Göğü Delen Adam

Yaş 35... Yolun yarısı... Son bir senedir eski ve/veya gelişmemiş diye adlandırabileceğimiz uygarlıkların aslında bizden çok daha g...