Ana içeriğe atla

İnsan olmak zordur biliriz!


İnsanız hepimiz ve gerekleri zordur biliriz. Yaşam öyle bir sınavdır ki; biz genellikle yanlış anlarız hayatı ve sınıfta kalırız. Parayı, unvanı, şöhreti, marka giyinmeyi, iyi yerlere gitmeyi, yüksek sınıfta insanlarla görüşmeyi metalaştırıp, en değerli varlığımız olan ailemizi, sevdiklerimizi ve hatta bazen vatanımızı ikinci plana atabiliriz. Maddesellik ön plana çıktıkça daha da kirlenmiş hisseder, çırpındıkça batarız. Bu yüzden M. Gezen'in sözleri insan olmayı ve gereklerini çok güzel anlatmış ben de paylaşmak istedim. "Ağaç yaşken eğilir" demiş atalarımız, işte bu yüzdendir ki çocuklarımızı yetiştirirken, onların GELECEĞİN TA KENDİSİ olduğu gerçeğini unutmayalım. 

Sözüm meclisten dışarı, İnsan olmak zordur biliriz.

NOT: yukarıda geçen "yüksek sınıfta insanlarla" kelimesi benim insanları sınıflandırma kavramım değil, günümüz şartlarında kullanılan bir kavramdır.

Yorumlar

  1. Yüksek sınıfta insan: Burnu kafdağında olmayan
    Sevecen
    Bağışlamasını bilen
    Adil veya olmaya çalışan
    Paylaşabilen
    Yardımsever
    Güleç
    olmalı!!!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evde Ekşimek Yapımı

Bu hafta sonu kuzenimin nişanı nedeniyle halamdaydım. Halam, o hengame içerisinde sütü kaynatamadığı için sütü bozulmuş. Halam da bozulan sütü dökmek yerine, ekşimek yapıp değerlendirdi. Ben kapalı süt kullanıyorum ama bu fikri bilmeyenler için paylaşmak istedim.

Yapılışı: Bozulan süt kaynatılır. Arzuya göre içerisine yoğurt eklenir. Dibe çöken karışım, soğuduktan sonra, ince bir tülbente konularak süzülmesi beklenir ve ekşimek kullanıma hazır hale gelir. Loru, ister tatlı yapın, ister börek içi, isterseniz de kahvaltılarda bir peynir çeşidi olarak kullanabilirsiniz. Süzülen suyundan börek de yapılıyormuş, onuda öğrenip yazarım sizlere.
Afiyet Olsun.

Şeker Portakalı (MİM)

Şeker Portakalı, işte beni çocukluğumda en çok etkileyen kitap. Jose Mauro De Vasconcelos'un yazmış olduğu, Şeker Portakalı. Tam iki kez okudum bu kitabı ve ikisinde de kitap bitinceye kadar ağladım. O kadar üzülmüştüm ki kitap kahramanı küçük Zeze'ye, günlerce aklımdan çıkmadı.
Zeze maddi durumu iyi olmayan bir ailenin çocuğuydu. İstediği çoğu şeye sahip olamayan bu çocuk, aynı zamanda çok da yaramazdı. (Özellikle Noel de sahip olamadığı hediye kısmında resmen hıçkıra hıçkıra ağlamıştım, dün gibi hatırlıyorum.) Zehir gibi akıllı olan bu çocuk, sürekli Edmundo dayısıyla görüşür ve ondan bir şeyler öğrenirdi. Ailesi, geç de olsa ondaki bu öğrenme isteğini fark etti ve okula yazdırdı. Okulda hiç yaramazlık yapmıyordu ve öğretmeninin en çok sevdiği öğrenci olmayı başarmıştı. 
Zeze ve ailesi taşınmak zorunda kaldılar.  Zeze'ye dayısından ve mahallesinden ayrılmak çok ama çok zor gelmişdi.  Zeze, taşındıkları küçük evin arkasındaki, dikensiz şeker portakalı fidanı kendine arkadaş…

KUŞLARIN GİZLİ KATİLİ:SAKIZ

Bir kaç gündür facebookta dolaşan bu habere, çok üzüldüm paylaşayım istedim. Atmayalım artık sakızlarımızı başı boş sokağa, hatta hiç bişeyi atmayalım, çöp tenekesi koymuşlar her köşe başına değil mi?

KUŞ ÖLÜMLERİ'nin en büyük sebeplerinden birisinin çiğnendikten sonra sokağa atılan SAKIZLAR olduğunu biliyormuydunuz..? Çünkü kuşlar bu sakızları ekmek parçası zannederek yemeye kalkışıyor,ancak ağızlarına yapışan ve gagalarını bir daha açmalarına imkan vermeyen sakızlar yüzünden açlık ve susuzluktan ölüyorlarmış..