Ana içeriğe atla

Bir Hatanın Anatomisi

2 KALEMSORLER, bir çoğunuzun tanıdığı Serhat ve kremkramel'in ortak oluşturdukları bir blog. 6 kelime veriyorsunuz ve size bir öykü oluşturuyorlar. Bende geçen gün onlara 6 kelime verdim ve bende bir öykü yazacağım dedim. 

Kelimeler: mayonez, hız, projeksiyon, gelinlik, süzgeç, ayakkabı boyası
Kırmızı arabasıyla bilmediği sokaklardaydı Mehmet, umarsızca kullanıyordu arabayı. Sadece sokak nereye götürürse onu izliyordu. Hız yapmıyor olması, aslında dikkat çekmemesi açısından iyiydi. Kafasını toplamalıydı önce, sonrada şehirden kaçma planı oluşturmalıydı, arabadan da kurtulmalı ve hatta kılık değiştirmeliydi. Bu düşünceler kafasını bulandırdı, doğru düşünemiyordu, rahatlamak için gözlerini kapattı ve kapatıp açması bir oldu. Hemen otomobili sağa çekti, bir derin nefes aldı, ve kararını verdi, önce otomobilden kurtulmalıydı.

Arabayı sağda gördüğü otoparka park etti ve dikkat çekmeden otoparktan uzaklaştı, çıkarken otopark görevlisi "abi 8'de kapatıyoruz ona göre" dedi. Mehmet " Tamam abi merak etme " dedi, ama içinden " zaten hiç acelesi yok " diye de ekledi. Sokak boyunca ilerlemeye başladı, gördüğü bir hamburgerciye girdi, üç hamburger ısmarladı ve "Hamburgerler ketçapsız ama bol mayonezli olsun lütfen" diye ekledi. Kurt gibi açtı ve dün sabahtan beri, hiç bir şey yemiyor, içmiyordu. Gelen üç hamburgeri bir çırpıda yedi, hesabı öderken 3 şişede su istedi. Şişenin birini açmasıyla, kafasına dikmesi bir oldu. Dükkandan çıktı ve yolda ilerlemeye devam ediyordu. Yemek yediğinden beri artık daha net düşünebiliyordu. Olanların etkisinden hala çıkamamıştı. Gözünün önüne gelen kan görüntüsünü hemen uzaklaştırdı ve yürümeye devam etti. 


İstiklal caddesine ulaşmıştı nihayet. İkinci el kıyafet satan bir dükkandan içeri girdi, kıyafetleri uzunca bir müddet inceledi ve durumları pek iyi olmayan bir pantolon, gömlek, şapka ve ceketi satın aldı. Aldığı kıyafetleri ve suları bir torbanın içerisine koydu. Bir kafeye girdi ve çay söyledi, çayı bir kaç yudumda içti, bir çay daha içmek için neler vermezdi oysa ki, ama gitmeliydi, kaçmalıydı bir an önce. Eşyalarını alıp, lavaboya girdi, üzerini değiştirdi, eski kıyafetlerini torbasına doldurup, çıktı. Masaya göz ucuyla bile bakmadan, kafeden çıktı, gitti. Bu ikinciydi, ikinci suçuydu, birincisi onun suçu muydu? Bilmiyordu, hiçbirşey bilmiyordu.


Yol boyunca ilerlemeye devam etti, poşetin içinden suları aldı, birini içti, diğerini eline aldı ve poşeti sokağın kenarına fark ettirmeden bırakıverdi. O sırada boyacı çocuğu gördü, boyacı çocuk "abi boyayayım mı ?" dedi. Mehmet düşündü ve " yok evlat boyama ben senin ayakkabılarını boyayayım" dedi. Çocuk " abi olur mu ya sende ayakkabı boyası bile yok sen nasıl boyayacaksın?" dedi. Mehmet "sende bana satarsın olmaz mı" dedi. Çocuk " yok abi olur mu öyle şey, o benim ekmek param" dedi. Mehmet cebinden 250 TL çıkarttı ve bu yeter mi dedi. Çocuğun gözleri parladı ve peki satıyorum dedi. Mehmet sandıktan biraz boya çıkarttı ve biraz yüzüne, biraz ellerine sürdü. Şimdi onu birilerin tanıması neredeyse imkansızdı. Mehmet sandıkla birlikte İstiklalden Karaköy'e doğru inerken, planında yavaş yavaş oluşturuyordu kafasında, önce Harem'e gidecekti, Haremden İzmit'e bir bilet alacak ve sabaha kadar otogarda oturacak, daha sonrada  kalacak bir yer edinecekti kendisine. Parası sınırlıydı, ATM kullanamazdı, birini arayıp para isteyemezdi ne yapacaktı? Ayakkabı mı boyayacaktı? Neden olmasın dedi kendi kendine, neyse bir İzmite varalım da, yarın ola hayrola dedi. Vapurda hayatını düşündü, düşündü, tüm yaşananları süzgeçten geçirdi zihninde ve hatalarını düşündü, yapmasaydım dedi, yapmasaydım acaba o hayatta olur muydu diye düşündü kendi kendine.


Harem'e kadar olaysız bir şekilde ulaştı. Harem'de biletini aldı ve koltuğuna oturdu, çok yorgundu, bacakları, kolları, aklı yorgundu. Akıl yorgunluğu gibi var mıydı? Bir de kalp yorgunluğu vardı, ama o da bir çeşit akıl yorgunluğuna dönüşüyordu zaten.


Otobüs kalkarken, bir çift göz deydi gözlerine, kara, kapkara... Gözlerini ovuşturdu, bir daha baktı ne gözler vardı ne de adam. Yorgunluğuna verdi, uyudu. Rüyasında, tüm o olaylar aklına adeta projeksiyon makinası yansıtılmış gibi, bir bir görüntülendi... her dakikası, her saniyesi...


Ve son sahne bembeyaz gelinliği kana bulanmış güzelini gördü ve kan ter içinde uyandı. İzmit tabelasını gördü.


Bu hikaye burada bitmez elbette ama, çok uzadığını düşünerek burada kesiyorum devamı gelecek. (malum uzun yazıların pek alıcısı olmuyor)

Yorumlar

  1. vayyy harıka olmuş.ve kelimeler hiç sırıtmıyor.sanki orda olmaları gerekiyomuş

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim ilk denemem pek emin olamamıştım aslında

    YanıtlaSil
  3. Bu 6 kelimeden öykü mü yazacağım Herbirenk'çim?

    YanıtlaSil
  4. hayır işte mim'in http://herbirenk.blogspot.com/2011/01/bugun-ayn-13-ve-cuma.html

    YanıtlaSil
  5. çok farklı bir konsept bayıldım,çok eğlenceli=)

    YanıtlaSil
  6. çok teşekkürler CMOS, ben de bir kerelik dahil oldum işte, gerçi arada kelime gönderdikçe buna devam edebilirim kim bilir tabii 2 kalemsorlerde isterse:) gerçi hikayemin gerisi gelecek de;)

    YanıtlaSil
  7. devamını merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  8. :) teşekkür ederim The King:) düşünüyorum şu anda değişik bir final olsun istiyorum:))

    YanıtlaSil
  9. :)) güzel yazmışsın kalemin kuvvetli belli :D ama devamı gelmeli bu yazının

    YanıtlaSil
  10. çok teşekkür ederim Serhat ilk öykü denememdi, kalemim kuvvetli mi bilmem ama gerisi gelecek:)

    YanıtlaSil
  11. Güzel öykü devamını merakla bekliyorum.Bu arada bizim çocuklara verdiğimiz ödevler gibi.5 6 kelimeyle öykü oluştutturuyoruz:):)

    YanıtlaSil
  12. sağolasın huyumkurusun:) demek öğretmensin çok güzel bir meslek:) bu uygulama küçükler içinde gerçekten güzel olur bence de, ufuklarını genişletir.

    YanıtlaSil
  13. :) bravo be çok sürükleyici.

    YanıtlaSil
  14. deepblueagle ne diyebilirim ki çok sağol:))

    YanıtlaSil
  15. Birkaç yıl önce böyle bir mim vardı. Ama kelimeler karşı taraftan geliyordu..
    Çok güzel olmuş, eline sağlık..
    Bakalım devamında neler olacak? ;)

    YanıtlaSil
  16. Teşekkür ederim Zeugma:) bakalım bende merak ediyorum kafamda kurguluyorum şu an:))

    YanıtlaSil
  17. Ne güzel yazmışsın,i 6 kelimecikle.
    Zaten o 250 tl kısmı ancak rüyalarda olurdu herhalde :))

    YanıtlaSil
  18. sağolasın francesca :)) ben şimdi bir sandık kaç para eder bilemedim bende 250 olsun çocuğun gözleri parlasın en azından dedim:))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evde Ekşimek Yapımı

Bu hafta sonu kuzenimin nişanı nedeniyle halamdaydım. Halam, o hengame içerisinde sütü kaynatamadığı için sütü bozulmuş. Halam da bozulan sütü dökmek yerine, ekşimek yapıp değerlendirdi. Ben kapalı süt kullanıyorum ama bu fikri bilmeyenler için paylaşmak istedim.

Yapılışı: Bozulan süt kaynatılır. Arzuya göre içerisine yoğurt eklenir. Dibe çöken karışım, soğuduktan sonra, ince bir tülbente konularak süzülmesi beklenir ve ekşimek kullanıma hazır hale gelir. Loru, ister tatlı yapın, ister börek içi, isterseniz de kahvaltılarda bir peynir çeşidi olarak kullanabilirsiniz. Süzülen suyundan börek de yapılıyormuş, onuda öğrenip yazarım sizlere.
Afiyet Olsun.

Şeker Portakalı (MİM)

Şeker Portakalı, işte beni çocukluğumda en çok etkileyen kitap. Jose Mauro De Vasconcelos'un yazmış olduğu, Şeker Portakalı. Tam iki kez okudum bu kitabı ve ikisinde de kitap bitinceye kadar ağladım. O kadar üzülmüştüm ki kitap kahramanı küçük Zeze'ye, günlerce aklımdan çıkmadı.
Zeze maddi durumu iyi olmayan bir ailenin çocuğuydu. İstediği çoğu şeye sahip olamayan bu çocuk, aynı zamanda çok da yaramazdı. (Özellikle Noel de sahip olamadığı hediye kısmında resmen hıçkıra hıçkıra ağlamıştım, dün gibi hatırlıyorum.) Zehir gibi akıllı olan bu çocuk, sürekli Edmundo dayısıyla görüşür ve ondan bir şeyler öğrenirdi. Ailesi, geç de olsa ondaki bu öğrenme isteğini fark etti ve okula yazdırdı. Okulda hiç yaramazlık yapmıyordu ve öğretmeninin en çok sevdiği öğrenci olmayı başarmıştı. 
Zeze ve ailesi taşınmak zorunda kaldılar.  Zeze'ye dayısından ve mahallesinden ayrılmak çok ama çok zor gelmişdi.  Zeze, taşındıkları küçük evin arkasındaki, dikensiz şeker portakalı fidanı kendine arkadaş…

KUŞLARIN GİZLİ KATİLİ:SAKIZ

Bir kaç gündür facebookta dolaşan bu habere, çok üzüldüm paylaşayım istedim. Atmayalım artık sakızlarımızı başı boş sokağa, hatta hiç bişeyi atmayalım, çöp tenekesi koymuşlar her köşe başına değil mi?

KUŞ ÖLÜMLERİ'nin en büyük sebeplerinden birisinin çiğnendikten sonra sokağa atılan SAKIZLAR olduğunu biliyormuydunuz..? Çünkü kuşlar bu sakızları ekmek parçası zannederek yemeye kalkışıyor,ancak ağızlarına yapışan ve gagalarını bir daha açmalarına imkan vermeyen sakızlar yüzünden açlık ve susuzluktan ölüyorlarmış..