31 Ekim 2010 Pazar

Haşhaşlı Tatlı


Değişik lezzetler arayanlar için, muhteşem bir tatlı. Tarifini Annemden aldığım bu tatlıyı, geçen gün misafirlerime yaptım, çok beğenildi. Hamurunun görüntüsü, kiviyi andıran bu tatlıyı siz de denemelisiniz. Hem farklı, hem de çok hafif.

Malzemeler:
-4 yumurta,
-1 su bardağı şeker,
-1 su bardağı irmik,
-1 su bardağı un (1 çorba kaşığı fazla),
-1 su bardağı süt,
-1 su bardağı sıvı yağ (1 parmak az),
-1 su bardağı tane haşhaş,
-1 paket vanilya,
-1 paket kabartma tozu,
-1 adet kremşanti,
-3 adet kivi,

Şerbet Malzemeleri:
3 su bardağı şeker,
3 su bardağı su,

Yapılışı:
Yumurtalar ve şeker derin bir kapta, beyazlayıcaya kadar mikser ile çırpılır. Daha sonra irmik, un, süt, sıvı yağ, vanilya, kabartma tozu  eklenir ve iyice karışana kadar çırpılmaya devam edilir. En son haşhaş da karışıma eklenerek tekrar karıştırılır. Karışım kare borcama alınarak önceden ısıtılmış 170 derecelik fırına verilir. Üzeri kızarıncaya kadar pişirilir. (Kek pişmeden fırını açmayınız, kekin sönmemesi için)

Keki fırına verince şerbet malzemeleri bir tencere içerisinde pişirilir. Kek ve şerbet ikisi de ılık olacak şekilde, şerbet keke yavaş yavaş yedirilir. Kremşanti üzerinde tarif edildiği gibi hazırlanır ve kek soğuyunca üzerine sürülür. Üzeri kivi ile süslenir.

Benim kivim olmadığı için ben üzerini tarçın ile süsledim. Gayet güzel oldu tercih size kalmış. 
Afiyet olsun.

29 Ekim 2010 Cuma

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun



Cumhuriyetimizin 87. Yılında, yüreyi Cumhuriyet ile atıp, Atatürk sevgisi ile olan insanların Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

"Şimdiye kadar hepimiz "Yarın" kelimesiyle başlayan milyonlarca cümle kurduk. Ama hiç biri bu kadar anlamlı olmadı, olamazdı! "


Tarihte bugün; Yıl:1923 Yer:Çankaya Köşkü "Yarın, cumhuriyeti ilan edeceğiz" 

M.Kemal ATATÜRK

27 Ekim 2010 Çarşamba

Erkek Acı Çeker Kadının Ruhu Duymaz:Dünya Dillerinden Atasözleriyle Kadınlar



NTV Yayınlarından çıkmış olan Mineke Schipper imzalı kitapta dünyanın dört bir yanından, yüzlerce farklı dilde yüz elliden fazla ülkeden atasözleriyle "kadın" algısı incelenmiş ve biz okurlara ulaştırılmış.

Eski tedavi yöntemleri

Antik çağlarda ve Orta çağda kullanılan tedavi yöntemlerine çok benzer yöntemler hala kullanılıyor. Milliyet gazetesi internet sayfasında bu konuya ilişkin bir haber yayınladı. İlginç geldi, paylaşmak istedim:

Şırınga Yöntemi
Tarih boyunca tıp hastalıklara tedavi yöntemleri bulmaya çalıştı. Hatta Antik çağlarda ve Orta çağda bile çok ileri tedavi yöntemleri uygulandı.Bugünün toplumu geçmişe oranla daha sofistike yöntemleri tercih ediyor ama hala eski zamanlardakine benzer çok ilginç tedavi yöntemleri uygulanmaya devam ediyor. İşte bunlardan bazıları...


1-Şırıngalar
Bu yöntem bir sıvıyı bir silindir ya da tüpün içine koyarak uygulanıyor ve bağırsaklarda şişkinliğe yol açıyor, çünkü toksinlerin vücuttan dışarı atılmasını sağlıyor. Bu yöntem ilacın kana karışmasını hızlandırıyor ve çabuk bir rahatlama sağlıyor.
Bu yöntem bir sıvıyı bir silindir ya da tüpün içine koyarak uygulanıyor ve bağırsaklarda şişkinliğe yol açıyor, çünkü toksinlerin vücuttan dışarı atılmasını sağlıyor. Bu yöntem ilacın kana karışmasını hızlandırıyor ve çabuk bir rahatlama sağlıyor.

Kan alma yöntemi

2-Kan alma
Eski zamanlarda, vücuttan bir miktar kanın alınmasının hastalıkları önleyici ve tedavi edici bir yöntem olduğuna inanılıyordu. Mesala, birinin yüksek tansiyonu varsa, bu yöntemle tedavi ediliyordu. Ateş, baş ağrısı gibi şikayetleri olan hastalar da kan alınarak tedavi ediliyordu. Ve ilginç bir şekilde bu yöntem oldukça etkiliydi.

Eski zamanlarda, vücuttan bir miktar kanın alınmasının hastalıkları önleyici ve tedavi edici bir yöntem olduğuna inanılıyordu. Mesala, birinin yüksek tansiyonu varsa, bu yöntemle tedavi ediliyordu. Ateş, baş ağrısı gibi şikayetleri olan hastalar da kan alınarak tedavi ediliyordu. Ve ilginç bir şekilde bu yöntem oldukça etkiliydi.

Büyü

3-Büyü
Antik çağlarda pagan inancına sahip insanların hastalıkları tedavi edecek güçleri olduğuna inanılıyordu. Hastalar pagan inancına sahip insanlara götürülüyor ve bir kayanın üstüne yatırılarak vücudunda yaşayan hastalık bu büyücü tarafından yok ediliyordu. Ayrıca tedavi sırasında hastaların günah çıkarmaları isteniyor böylece tedavi sürecinin hızlanacağına inanılıyordu.

Antik çağlarda pagan inancına sahip insanların hastalıkları tedavi edecek güçleri olduğuna inanılıyordu. Hastalar pagan inancına sahip insanlara götürülüyor ve bir kayanın üstüne yatırılarak vücudunda yaşayan hastalık bu büyücü tarafından yok ediliyordu. Ayrıca tedavi sırasında hastaların günah çıkarmaları isteniyor böylece tedavi sürecinin hızlanacağına inanılıyordu.

İksirler







4-İksirler
İksirler, eski zamanlarda kullanılan bir tür narkoz yöntemiydi. Ameliyatlar sırasında bunları içen hasta uyuyor böylece acı çekmesi önleniyordu. Ama bu iksirler mükemmel oranda karıştırılmazsa ve uygun dozda verilmezse, hastaların ölümüne yol açabiliyordu.



 

İksirler, eski zamanlarda kullanılan bir tür narkoz yöntemiydi. Ameliyatlar sırasında bunları içen hasta uyuyor böylece acı çekmesi önleniyordu. Ama bu iksirler mükemmel oranda karıştırılmazsa ve uygun dozda verilmezse, hastaların ölümüne yol açabiliyordu.

Patates kabukları

5-Patates kabukları
Patates kabukları yanıkları tedavi etmekte kullanılıyordu. Klasik bandajlar yerine yeni yanmış bölgeye patates kabuğu konulursa yaranın daha hızlı bir şekilde iyileştiği bulundu. Bu yöntemin avantajı ucuz ve acısız olmasıydı. Ayrıca yaralı bölgeyi sürekli nemli tuttuğu için de rahatça çıkarılabiliyordu.

Patates kabukları yanıkları tedavi etmekte kullanılıyordu. Klasik bandajlar yerine yeni yanmış bölgeye patates kabuğu konulursa yaranın daha hızlı bir şekilde iyileştiği bulundu. Bu yöntemin avantajı ucuz ve acısız olmasıydı. Ayrıca yaralı bölgeyi sürekli nemli tuttuğu için de rahatça çıkarılabiliyordu.

Sirke

6-Sirke
Isırgan otuyla sirkeyi aynı şişeye koyup beklettikten sonra bunu yılan ya da akrep ısırığı olan bölgeye sürmek, zehrin kana karışımını engelliyor. Aynı zamanda bu karışım acı hissini azaltıyor.

Isırgan otuyla sirkeyi aynı şişeye koyup beklettikten sonra bunu yılan ya da akrep ısırığı olan bölgeye sürmek, zehrin kana karışımını engelliyor. Aynı zamanda bu karışım acı hissini azaltıyor.

Su tedavisi 


7-Su tedavisi 
Bu yönteme göre, bütün ağrı ve sızılardan kurtulmak için sıcak bir banyo yapmak yeterli. Eski zamanlarda, yağlarla ve çiçeklerle zanginleştirilmiş sıcak suda ya da bahar yağmurunda yıkanmanın bütün hastalıkları geçirebileceğine inanılıyordu. Bazı doktorlar bu tedaviyi aşırı noktalara taşıyarak hastalarını günlerce banyoda tutmak, bütün vücudunu ıslak havlularla sarmak gibi yöntemler kullandılar.

Bu yönteme göre, bütün ağrı ve sızılardan kurtulmak için sıcak bir banyo yapmak yeterli. Eski zamanlarda, yağlarla ve çiçeklerle zenginleştirilmiş sıcak suda ya da bahar yağmurunda yıkanmanın bütün hastalıkları geçirebileceğine inanılıyordu. Bazı doktorlar bu tedaviyi aşırı noktalara taşıyarak hastalarını günlerce banyoda tutmak, bütün vücudunu ıslak havlularla sarmak gibi yöntemler kullandılar.

Felçli bölgeyi kimyasal olarak uyarma

8-Felçli bölgeyi kimyasal olarak uyarma
Bu yöntemi ilk olarak Macar bir doktor uygulamıştı. Macar doktor, bazı hastaların felç olduktan sonra şizofrenik belirtiler gösterdiğini ve felç olmaktan mutlu olduklarını gözlemledi. Bir şizofren hastayı tedavi etmenin diğer hastaların da iyileşmesinde etkili olacağını düşündü. Birçok kimyasal yöntem kullanarak onları tedavi etmeyi denedi ve sonunda ‘metrazol’ isimli bir ilaçta karar kıldı. Bunu beyne enjekte ederek bir çok başarılı sonuç elde etti ama bu yöntemin bazı hastalarda birçok yan etkisi oldu.

Bu yöntemi ilk olarak Macar bir doktor uygulamıştı. Macar doktor, bazı hastaların felç olduktan sonra şizofrenik belirtiler gösterdiğini ve felç olmaktan mutlu olduklarını gözlemledi. Bir şizofren hastayı tedavi etmenin diğer hastaların da iyileşmesinde etkili olacağını düşündü. Birçok kimyasal yöntem kullanarak onları tedavi etmeyi denedi ve sonunda ‘metrazol’ isimli bir ilaçta karar kıldı. Bunu beyne enjekte ederek bir çok başarılı sonuç elde etti ama bu yöntemin bazı hastalarda birçok yan etkisi oldu.

Lobotomi

9-Lobotomi
Hastanın beyninin bir kısmını kesip çıkarmayı içeren bu ilginç yöntem, yıllarca şizofreni, klinik depresyon gibi birçok sinir hastalığını tedavi etmekte kullanıldı. Antipsikotik ilaçlar bulunduktan sonra bu yöntem bırakıldı ve bu yöntem tıp tarihindeki en yanlış tedavi yöntemlerinden biri olarak literatürde yerini aldı.

Hastanın beyninin bir kısmını kesip çıkarmayı içeren bu ilginç yöntem, yıllarca şizofreni, klinik depresyon gibi birçok sinir hastalığını tedavi etmekte kullanıldı. Antipsikotik ilaçlar bulunduktan sonra bu yöntem bırakıldı ve bu yöntem tıp tarihindeki en yanlış tedavi yöntemlerinden biri olarak literatürde yerini aldı.

Trepanasyon

10-Trepanasyon
Beyinde delikler açarak burada oluşan hastalıklardan kurtulmayı hedefleyen bu yöntemin sara, migren ve ruh hastalıklarını iyileştirdiğine inanılıyordu. Bu yöntem günümüzde beyni etkileyen kafa yaralanmalarını tedavi etmekte hala kullanılıyor!

Beyinde delikler açarak burada oluşan hastalıklardan kurtulmayı hedefleyen bu yöntemin sara, migren ve ruh hastalıklarını iyileştirdiğine inanılıyordu. Bu yöntem günümüzde beyni etkileyen kafa yaralanmalarınıtedavi etmekte hala kullanılıyor.

YENİ MEDYA DÜZENİ

"Farkı, farklı insanlar yaratır" demiş pazarlama gurusu Seth Godin konuşmasında. Sadece on yıl önce böyle bir konferansın yapılacağı söylense güler geçerdik Uzay Yolu izler gibi. Şimdiyse böyle bir konferanstan sonra daha neler olabilir acaba diye merakla bekliyoruz; artık hiçbir şeye şaşırmayacağımıza söz vererek. Dijital medya başlığı altında bir sunum hazırlamıştım yaz okulu için. Öğrencilik hayatımda belki de ilk kez bir konuyla bu kadar iç içe olduğumu fark ettim. Pazarlamaya olan ilgimin dışında, gerçekten bildiğim hatta her gün uyguladığım konularla ilgili böyle bir konuda sunum yapmak oldukça verimliydi.

Yeni bir medya düzeninden bahsetmek ne kadar önemliyse, bu yeni düzende yer alabilmek ve bunun için çabalamak bu sürecin asıl kısmı. Yeni düzenin ilk kuralı ise "fark"lı olmak. Godin, okullarda ne kadar gereksiz bilgiyle doldurulduğundan ve bu gereksiz dolduruşun bizi sistemik şekilde tekdüzeleştirdiğinden de bahsetmiş. Ne kadar doğru demiş. Eğitim sistemi, oluşturulmasından sonra gerçek anlamda verimli olarak ne zaman güncellenmiştir acaba? Bu konuda geçenlerde bir konuşmaya şahit oldum. Eskiden ilkokulda "Hayat Bilgisi" dersinde "çekirdek aile" tanımı "anne, baba ve çocuklar" diye bizlere öğretilirken sonraları bunun boşanmış anne babaların çocuklarını psikolojik olarak kötü yönden etkilediğinden bu konuda kesin bir tanım yapılmamasına karar verilmiş. Bu güncellemeye güzel bir örnek olarak görünse de okyanusta bir damla sudan fazlası değil aslında.

İnternet üzerinden canlı yayınlanan ilk talk show programı olma özelliğiyle "The Young Turks" ile Cenk Uygur da internet fenomeni olmadaki başarısının sırrını paylaşmak üzere Yeni Medya Düzeni'nde bir konuşma yaptı. Konuşmasında birkaç püf noktasına da değindi. Örneğin Youtube'da yer verilen programlarının ismini tarih olarak girdiklerinde çok da ilgi çekmediğini farketmeleri üzerine videoların isimlerini programdaki konuklar veya içerikle ilgili olmasına dikkat etmişler. Bu, programa olan ilgiyi oldukça arttırmış. Yakın tarihte "zaplama" kültürünün tarih olacağı çünkü Apple TV, Google TV gibi teknolojilerin istediğimiz an istediğimiz programı izlememize olanak tanıyacağı da bizi şaşırtmayacak.

Yeni Medya Düzeni çoktan oluştu. Şimdi sıra bu düzeni en tepe noktaya taşımakta.

Yer Elması Salatası



Kansızlık... Çok mu çok uzun senelerdir bu hastalıktan muzdaribim. Aman kansızlık deyip de geçmeyin hayatınızdaki tüm dengeleri altüst ediyor. Hemen yorulup, hemen hasta oluyorsunuz, maalesef bu derde düşünce... İnternette "demir eksikliğine bağlı kansızlık" diye arayınca, size çıkarttığı alternatiflerden biri de yer elması :)) 

Yer elması :) aldım soğanı, biberi, salçasıyla bir yemek yaptım, eşim sevmedi:) Bende salatasını yaptım turp salatası sevenler mutlaka sevecekler.

Malzemeler:

- 2 adet yer elması
- 1 adet orta boy havuç
- 1/2 çay kaşığı pul biber(süslemek için)
- 1 tutam maydanoz
- 1 yemek kaşığı zeytin yağı
-  yarım limon
-  bir tatlı kaşığı kadar nar ekşisi (isteğe bağlı)
-  yarım çay bardağı ceviz

Yapılışı:

Yer elmaları ve havuçlar soyulduktan sonra rendelenir. Cevizler küçük küçük doğranır. Limon, nar ekşisi, zeytin yağı eklenir ve tüm malzemeler karıştırılır. Üzerine pul biber serpilir ve maydanozlar kıyılarak süslenir.

Afiyet olsun.

24 Ekim 2010 Pazar

Knight and Day



Baş rollerini Tom Cruise ve Cameron Diaz'ın paylaştıkları Knight and Day Türkçe adıyla Gece ve Gündüz eğlenceli bir aksiyon filmi. 

Tom Cruise gizli ajan, Cameron Diaz ise saf bir yolcu... kaderin onları birleştirdiği noktada aksiyon başlıyor ve film sonlanana kadar devam ediyor. Eğer kafanızı dağıtmak istiyorsanız, konusu çok da ağır olmayan bu filmi tercih edebilirsiniz.

Remember Me yada Türkçe adıyla Beni Unutma



Çok film seyreden birisi olarak, ilginç bulduğum, beğendiğim ya da beğenmediğim filmleri de sizlerle paylaşmak ve tartışmak güzel olur diye düşündüm.

Lost'tan tanıdığımız Emilie de Ravin ve Twiligth 'tan tanıdığımız Robert Pattinson'un  baş rollerini paylaştığı 2010 yapımı filmde; yaşamları acılarla geçen bu iki gencin birbirlerine duydukları aşkın, onları nasıl yaşama bağladığı gözler önüne seriliyor. 

Yalnız filmi aşk filmi diye diye düşünmeyin, zira hiç beklemediğiniz bir sonla bitiyor. Ayrıca filmin çok yavaş ilerlemesine rağmen filmin finali ve bağlandığı kısım manidar olmuş. İyi seyirler.


Michel Nostradamus'un Kehanetleri

Ntvmsnbc.com'da okuduğum bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Ünlü kahin Nostradamus'un gerçekleşmiş olan en ünlü kehanetleri şu şekilde sıralanmış:

1) 2. Henry’nin at üzerinde dövüşürken bir kaza sonucu ölmesi

“Genç aslan yaşlı olana üstün gelecek Hem de savaş alanındaki tek bir çarpışmada Altın bir kafesin içinden gözlerini çıkartacak İki yara bir olacak ve o zalimce bir ölümü tadacak.” (1:35)
2. Henry, Nostradamus’un uyarılarına aldırış etmeden Comte de Montgomery ile birlikte bir at üzerinde dövüş turnuvasına katılır. İki taraf da üzerinde aslan işlemeleri olan kalkanlar kullanmaktadırlar. Montgomery, Henry’den 6 yaş daha küçüktür.
Dövüşün sonlarına doğru, Montgomery mızrağını indirmekte geç kalır. Darbe sonunda kırılan mızrağın iki parçası, Henry’nin altın kaplama miğfer vizöründen içeri girerek başına saplanır. Bunlardan biri gözüne, diğeri de şakağına saplanmış, ikisi de beyine batmıştır. 10 gün boyunca acı çeken Henry öldüğü zaman, Nostradamus’un “zalimce ölüm” kehaneti de gerçekleşmiştir.

2) Büyük Londra Yangını

“Londra’dan, adaletli olanların kanı istenecek 66 yılında yandığında” (2:51)
2 Eylül 1666’da başlayan Londra yangını, 5 gün içinde şehrin büyük bölümünü kül etmiştir. Her ne kadar adaletli olanların kanı istense de, bu büyük yangında sadece 6 kişi ölmüştür. Bazı yorumcular, “adaletli olanların kanı” tabirinin bir çeviri hatası olduğunu söylemiş, bunu “adalet için kan istemek” ve “Kara Ölüm’ün artık hak ettiğini bulması” olarak yorumlamışlardır. Londra Yangını’nda bu hastalığı taşıyan milyonlarca fare ölmüş, şehir bu bakımdan temizlenmiştir.

3) Fransız Devrimi

Nostradamus’un Fransız Devrimi ile ilgili birçok dörtlüğü bulunsa da, aşağıdakiler en belirgin öngörüleri içerenleridir:
“Köleleştirilmiş insanlar şarkı söylecek, taleplerde bulunacak Prensler ve lordlar zindanlara hapsolacak Kafasız aptallar tarafından da bunlar İleride ilahi kelam olarak anılacak” (1:14)
“Savaş başlamadan önce büyük duvar yıkılacak, Kral öldürülecek, ölümü bu kadar hızlı geldiği için insanlar yas tutacak Muhafızlar kan içinde yüzecek Sen Nehri’nin yakınlarındaki toprak kanla kaplanacak” (2:57)
14 Haziran 1789’da, insanlar, o zamanki monarşinin sembollerinden biri olan Bastille hapishanesine saldırdılar. Bu, hem bütün Avrupa’yı şok eden devrimin, hem de Sen Nehri kıyılarına kurulan giyotinin inip kalkmaya başlamasının başlangıcıdır.

5) 2. Dünya Savaşı ve Hitler

Nostradamus, Hitler’in doğrudan adını vermek yerine Hister ismini kullanmayı uygun bulmuştur. Hister, aynı zamanda, Hitler’in kıyılarında doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği Danube Nehri’nin Latince adıdır. Aşağıdaki dörtlüklerin 2. Dünya Savaşı ve Hitler ile ilgili olduğu üzerinde fikir birliği vardır:
“Batı Avrupa’nın derinlerinde bir yerlerde Fakir insanların bir çocuğu olacak Konuşmaları ile milyonların aklını çelecek Ve Doğu’nun İmparatorluğu’nda da beğenilecek.” (3:35)
Bu dörtlüğün Hitler’in çocukluğunu, karizmatik ve etkileyici kişiliğini, son olarak da Almanya’nın Japonya ile kurduğu ittifakı ifade ettiğine inanılır.
“Aç canavarlar nehirleri geçecek Savaş alanındakilerin büyük bölümü Hister’e karşı gelecek Büyük olan demir bir kafese sürüklenirken Almanya’nın çocuğu hiçbir şey görmeyecek.” (2:24)
Bu dörtlüğün Hitler’in nehirleri aşıp çeşitli bölgeleri ele geçirmesi ama sonunda Müttefiklere yenilmesi anlamına geldiği düşünülür.

6) Franco’nun Sürgünü

“Franco, Castille’den çıkıp birliği terk edecek Elçi isteklerini reddedip ayrılık yaratacak Rivera’nın insanları çekişmenin içinde olacak Ve körfeze girişi engelleyecek.” (9:16)
Bu dörtlük, İspanyol diktatör Franco ve ondan önce dikatötrlük rejimi kuran Rivera’ya işaret etmektedir. 1936’da, sol eğilimli cumhuriyetçi hükümet Franco’yu Kanarya Adaları’na sürgüne göndermiştir (ve körfeze girişini engellemiştir). Franco, milliyetçi hükümet darbesinden sonra İspanya’ya dönüp askeri cunta kurmuştur.

7) Louis Pasteur

“Yüzyıllardır saklanan, kayıp şey bulunacak Pasteur yarı tanrı gibi övülüp göklere çıkartılacak Bu, Ay büyük döngüsünü tamamladığında gerçekleşecek O [Pasteur] başkaları tarafından hor görülecek” (1:25)
Mikroorganizmaların varlığını tespit eden ilk bilimadamı Pasteur, aynı zamanda kuduz ve şarbon aşılarını da yapmıştır. Bilim çevreleri tarafından ise sık sık bulgularını tahrif etmekle suçlanmıştır.

8) Charles de Gaulle

“Roma ve Annemark’ın Herkül kralı Üç defa ünvanlandırılan de Gaulle yol gösterecek İalya ve St. Mark’dan bazılarını titretecek Herkes üzerinde yer alan ilk hükümdar olacak.” (9:33)
Charles de Gaulle, ilk önce Özgür Fransız Kuvvetleri’nin lideri, daha sonra da 2. Dünya savaşı sonrasında kurulan geçici hükümetin ve bunu takip eden 5. Fransız Cumhuriyeti’nin ilk başkanı olmuştur (üç defa ünvanlandırılan de Gaulle).

9) Kennedy suikasti

“Eski bir iş sonunda yapılacak, Çatıdan gelen şey ile büyük adam harap olacak Bu işten, zaten ölü olan bir masumu sorumlu tutacaklar Asıl suçlu sisli çalılıklarda saklanacak.” (6:37)
Buradaki “eski iş”in, 2. Dünya Savaşı’nda Naziler’e yardımcı olan Joseph Kennedy’yi ‘lanetleyen’ Yahudiler’in işi olduğu yorumlanır. Bazıları ise, Sezar ve Brütüs örneğinde olduğu gibi, John F. Kennedy’nin ihanete uğraması olarak yorumlar. Bir diğer yorum da, suikastte Farmasonlar’ın parmağı olduğudur. Ancak, o zamanlar aleyhlerine karalama kampanyası yürütülen Farmasonlar’ın bu işe de bulaştırılması gerçek olmaktan daha çok bir iftira olarak görülmüştür.
Kennedy suikasti ile ilgili söylentiler, Kennedy’yi öldüren kurşunun Lee Harvey Oswald’ın silahindan çıkmadığı yönündedir. Zaten bazı görgü tanıklarının söylediğine göre, Kennedy’ye, üzerinde ot bitmiş küçük bir tepeden ateş edilmiştir.
Lee Harvey Oswald da, polis istasyonundan hapishaneye taşınacağı sırada yine Kennedy gibi suikaste uğramıştır.
“Büyük insan o gün bir yıldırımla vurulacak, Bu kötülük öngörülüp yazılı olarak bildirilecek
Öngörüye göre bir diğeri de gece vakti ölecek Reims ve Londra’da karışıklık, Tuscany’de salgın varken.” (1:27)
Bu dörtlük de, suikastlerin zamanlarına işaret etmektedir. John F. Kennedy öğlen 12.00, Robert Kennedy ise gece 01.00 sularında öldürülmüştür. Jean Dixon’ın John F. Kennedy’yi özellikle de basın yoluyla uyarmaya çalıştığı söylenir. Robert Kennedy’nin öldürüldüğü 1968 yılında Londra ve Paris’de (Reims) öğrenci eylemleri vardır. Ayrıca, salgın hastalık korkularını da beraberinde getirmiş olan Büyük Floransa Seli de 1968 yılında olmuştur.

23 Ekim 2010 Cumartesi

Çok Seçenekli Kurabiye



Bugün sizlere yeni uyguladığım bir tarif olan üzümlü ve/veya çikolatalı  kurabiye tarifini vermek istiyorum. Hem çok pratik hem de lezzetli:)) benim elim genel olarak lezzetlidir ama şekil konusunda pek başarılı değilim görüntüsüne bakarak bu tattan mahrum kalmayın:))

Malzemeler:
2 yumurta
1 su bardağı şeker
3 su bardağı un
1 su bardağından yarım parmak az sıvı yağ
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı üzüm veya yarım su bardağı damla çikolata(bol üzüm sevmiyorsanız bu oranı azaltabilirsiniz)

Yapılışı:

2 yumurta geniş bir kaba kırılarak üzerine şeker konur ve yumurtalar köpürüp beyaz oluncaya kadar çırpılır. Daha sonra üzüm/çikolata harici bütün malzemeler karıştırılıp, hamur elde edilir. Hamurun içerisine üzümler veya damla çikolatalar katılarak şekil verilir. 170 derecede önceden ısıtılmış fırının içerisinde üzeri pembeleşinceye kadar tutulur. Fırından çıkarınca kurabiyelerin yumuşak olmasına aldırmayın biraz bekleyince kendini çekiyor.

Ben hamurun yarısı ile damla çikolatalı, yarısı ile de üzümlü kurabiye yaptım. Böylelikle hiç uğraşmadan iki çeşit çıkartmış oldum:) Bir daha ki sefere üzümlüye biraz tarçın ve cevizde katmayı düşünüyorum, tarçın üzümlü lezzetlere çok yakışıyor. Afiyet olsun.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Beynim bana oyun mu oynuyor?

Durup dikkatle kendinizi dinlerseniz farkedersiniz ki, aklınızdan sürekli olarak düşünceler, zihinsel sesler veya görüntüler geçer. Özelliklede kafanıza bir olayı takmışsanız, nasılda istersiniz beyninizi susturmayı.

Beynimiz... nasılda inandırır bizi herşeye. Kilo vermiyorsak, bir işte başarılı olamıyorsak, birşeyleri başaramıyacağımızı düşünüyorsak, (vücutsal bir sorun yoksa) bu durum tamamen beynimizin bize oyunudur. Beynimiz, isteklerimize bilinçaltımzın da desteğiyle bir anda ket vurabiliyor. Hepinize olmuştur, bazen yaptığımız şeyere anlam veremeyiz, işte bu noktada bilinçaltımız devreye girer.

Bilinç altı öyle kuvvetli bir silahtırki; bazılarının iştahını kabartır. Reklamlar... evet reklamlar... Hergün reklamlarda beynimize çeşitli mesajlar veriliyor. Bizlere hiç bir faydası olmayan veya ihtiyacımız olmayan ürünler, belli sloganlarla, görsellerle veya seslerle beynimize işleniyor. Yemeklerle iyi gider, geleneksel tatlımız süpangile gibi benim babannem bana hiç süpangile yapmadı! Kadıncağız nur içinde yatsın acaba hiç süpangile yedi mi? şimdilerde merak ediyorum.

Öyle bir psikolojik baskı içerisindeyiz ki, reklamlardan kaçma şansımız yok, çünkü reklam kuşağı saati belli. Televizyonlarda kavga, gürültü, şiddet, entrika içeren programların ardından, mutlulukla dolu güzel insanların, güzel mekanların içerisinde çekilmiş reklamların başlaması da tesadüf değildir. Tüketim toplumu oluyoruz. Paramız yoksa bile tüketiyoruz, tüketmeye zorlanıyoruz. Hatta paramız yoksa, bizi daha da çok seviyorlar, çünkü bankalara borçlanıyoruz. Büyük marketlerden deli gibi alışveriş yapıp çıkıyoruz. Ucuz diye aldım diyoruz. Evet ama yanında aldığımız gereksiz ürünlere ne demeli? Bu durumda alışveriş ucuza mı, pahalıya mı denk gelmiş oluyor? Bazen teknoloji hiç gelişmeseydi daha temiz insanlar mı olurduk diye düşünmeden edemiyorum.

Beyinmizi ve bilinç altımızı koruyalım. Gereksiz televizyon seyretmeyelim, reklamların altında yatan mesajları anlayalım ve beynimize doğru mesaj gönderlim. Tüketmek dışında, üretmek içinde bişeyler yapmanın zamanı gelmedi mi?

15 Ekim 2010 Cuma

Bir dil, birden fazla insan aslında

Dünyanın en fazla kişi tarafından konuşulan dili Çin'in Mandarin diliymiş. Halihazırda konuşulan ve unutulmuş dillerin sayısı binlerle ifade ediliyor. İnternette yaptığım kısa bir araştırmada dikkatimi çeken bir diğer bilgi ise Afrika kıtasında üç yüzden fazla dil konuşulduğu, hatta on iki kilometrede bir dilin değiştiğiydi. Diller konuşuldukları bölgelere göre ana bir başlık altında sınıflandırılarak spesifik hale geliyor. Örneğin İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Fransızca gibi milyonlar tarafından kullanılan diller "Hint-Avrupa Dilleri" başlığı altında toplanıyor.

Peki bir dil, bir insan demek midir sizce de?  Ana dilimiz dışında bir dil öğrenmek için yıllarımızı veriyoruz mesela. Öğreniyoruz da; ama bir süre kullanmayınca bu dili, başa sarıyoruz, bu sefer de hatırlamak için zaman harcıyoruz. Peki nedir bir dili gerçek anlamda öğrenmenin ve unutmamanın yolu?

Dil, nankördür nankör olmasına ama bir o kadar da sadıktır size. Dili unuttuğunuzu düşündüğünüzde bile, birkaç gün dili kullanabilme imkanı bulduğunuzda bilgileriniz güncellenir. Bir dili öğrenmek, o dilin gramer bilgisinden ibaret değildir. Özellikle dili, anadili olan biriyle öğrenip konuştuğunuzda o dilin ait olduğu kültürü, insanları, gelenekleri, coğrafi yapıyı; kısaca dili her yönden öğrenme olanağınız olur. Ve bu duygu tarif edilemeyecek kadar büyüktür.

Üniversite öğrencisiyken İspanyolca öğrenme fırsatı yakaladım.  Kursta bize gramer bilgisi öğreten hoca, her yıl kısa süreliğine de olsa İspanya'ya giden biriydi. Klasik gramer bilgilerinin yanında bize oradaki deneyimlerinden de sürekli örnekler veriyordu. İkinci kura geçtiğimizde konuşma-dinleme için Kolombiya, Şili, Küba'dan gençlerle pratik yapma imkanı bulduk. Kursun dışında da vakit geçirdiğimden Latin kültüründen bir şeyler kapmanın yanında İspanyolca'yı biraz zorlarsam anlaşabilecek derece öğrendiğimi farkettim. O kadar genişletti ki bu iletişim benim vizyonumu, içinde bulunduğum sınırlar yetersiz gelmeye başladı; daha geniş sınırlar istedim, daha farklı insanlarla tanışmak, daha farklı dillere yabancı olmamak istedim. Bu bağlamda en büyük şansım Varşova'da bir dönem boyunca Erasmus öğrencisi olarak bulunmak oldu. Dünyanın her bir tarafından yüzlerce arkadaşım oldu. Bu, yüzlerce kültür, yüzlerce düşünce, yüzlerce zihin demekti. Ve bu çeşitliliğin içinde geride bırakmış olduğum hayatımı düşününce aslında ne kadar da küçük dünyalarda, küçük zihinlerle, küçük kültürlerle yaşamış olduğumun farkına vardım.

Artık daha büyük düşünüyorum. Bir dilin birden fazla insan olduğunu biliyorum. Dili öğrenmenin yeterli olmadığını, sahip olduğu vizyonu anlayabilmek için  kültürüyle tanışmak gerektiğini biliyorum. İngilizce, birazcık Almanca, İspanyolca ve şimdi de Yunanca peşindeyim. Bu dillerden olacağım çok kişi, öğreneceğim çok büyük dünyalar var.

Yeni dillere, yeni dünyalara süresini bilmediğim bir yolculuğum var.

12 Ekim 2010 Salı

Hey kimsin sen?





"Bir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol!" Paulo Coelho 

Sahi kimiz biz? Bizden olmasını bekledikleri kişimiyiz? İstediğimizi yaparsak,  bizi sevmezler mi? Ne yaparız ki o zaman?  

Bir çoğumuz içten içe bu duygularla yaşar,  içimizdekileri bastırır ve olmak istemediğimiz biri olur çıkıveririz. Bu da bizim iş hayatımızı, aile yaşantımızı, arkadaşlık ilişkilerimizi  kısacası tüm hayatımızı, belki de hiç istemediğimiz girdabın içerisine çekiverir. Çıkamazsınız! Siz, sakin sularda yüzmek isterken, azgın dalgalar  ile karşılaşıverirsiniz. İşte bundandır tüm mutsuzluğunuz. Hem istemediğinizi yaparsınız, hem de istemediğiniz sonuçlarla karşılaşırsınız. Bazen cesur olmak gerek. Kendiniz olun!!! 

7 Ekim 2010 Perşembe

Öyle bir geçer zaman ki...


Zaman, nasıl da akıp geçiyor hayatımızda? Nasıl geçiyor dakikalar, günler, haftalar, aylar hatta seneler... İçinde yaşarken geçmek bilmeyen saniyeler, arkamızı dönüp baktığımızda kocaman aşılması imkasız sıra dağlara dönüşmüş. Hep bunu düşünürüm boşa zaman harcadığımda, neden istediğimi yapmadım da, öylece oturdum diye saatlerce. Sanırım hepimizin hayatı, zaman zaman rehavete kapılıp amaçsızca geçirdiği zamanlarla dolu. Kendi adıma önüme baktığımda, daha çok zamanım var, ama bir o kadar da zamanım kalmadı. Kısacık bu hayatta; vakit, zamanı iyi kullanma vaktidir dostlar. Nasıl ve ne için yaşamak istediğinize karar verin ve doya doya yaşayın. Sizlerle Friedrich Nietzsche’nin bir şiiri ile veda etmek istiyorum.

Neyi Yaşamak İstiyorsan Onu Yaşa!!!
 
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, 
Cenneti de gördüm, cehennemi de,
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyide. 
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.  
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki " söz ver kendine"
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı istiyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan,
Anladım...
Nietzsche

5 Ekim 2010 Salı

Facebook da Youtube gibi mi olacak?


Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acaer en popüler sosyal paylaşım sitelerinden biri olan Facebook’un kapatılabilceğini söyledi. Önce youtube sonra, Google grupları kapatıldı.

İnternetteki bilgi akışında bir kontol olmalı mutlaka; ama,dünyanın takip ettiği siteleri engelleyerek bu kontol sağlanamaz ki!!! Zira yasak olan hep caziptir. Ayrıca benim milletim her şeyin bir yolunu bulur, her zaman bulduğu gibi.

Halfeti Argıl'daki Çocuklarımız Kitapla Buluşuyor

Şanlıurfa'nın Halfeti İlçesine Bağlı Argıl Beldesinde Bulunan Argıl İ.Ö.O. da bulunan öğrencilerimizin kütüphanesini oluştumak için Kitap Yurdu bir kampanya başlatmış. 
Kitaplarınızı;

KİME: Argıl İ.Ö.O. Adına
NEREYE: Halfeti İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Halfeti/Şanlıurfa
Telefon No: 0-414-758-21-52

Postalarınızı PTT KARGO YURTİÇİ KARGO veya ARAS KARGO ile ulaştırabilirsiniz.
Gönderebileceğiniz tipteki kitaplar;
  • 7-16 Yaş Hikaye,Roman ve Her Türlü Kitap
  • Test,Ders Meteryalleri,Yardımcı Kaynaklar vb
  • Ansiklopedi ve Kaynak Nitelikli Kitaplar...
Kitap Yurdu; İstanbul'dan kampanyaya kitap göndermek isteyen ancak kargo masrafı, zaman vb nedenlerle gönderide bulunamayacak yardım severlerin facebook.kitapkurdu@hotmail.com adresine iletişim bilgilerini (telefon, msn vb) göndermeleri halinde kitapları alarak göndermeye gönüllü olmutur. Detaylı bilgi için; http://www.facebook.com/event.php?eid=151073141586660&ref=nf

4 Ekim 2010 Pazartesi

Hey Özgürlük!!!

Bazen hayatın içinde kaybolup gidiyor, kimliğimizi yitiriyoruz.  İçimizdeki gerçekliğin dışında, farklı bir yol izliyoruz. Neden hiç yapmak istediğimiz bu mu diye sormuyoruz? Ya da soruyoruz da, karşımıza cevap olarak "ama"lardan başka bir şey mi çıkmıyor?

Özgür müyüz? Özgür olabilir miyiz? Özgür değiliz hiç birimiz, toplum/topluluk içerisinde yaşadıkça da özgür olmayız. Çünkü her toplum kendi kurallarıyla kavrulur, kurallar dışına çıkmak isterseniz yanarsınız.

Özgür olmak için kaçıp gitmek mi gerekir? Belki... Ama insansız mutlu olabilir miyiz? Tek başına yaşamak istemiyorsak, kaçıp gitsek de özgür olmayız. Hayat,  bu kısır döngüler içerisinde sürüp gidiyor sanırım.

Bu yazıya son vermeden önce, özgürlük olgusunu çok iyi anlatan Tiziano Terzani''nin “Atlı Karınca da Bir Tur Daha” adlı  kitabından alıntı öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Adamın biri bilge bir kral olmakla ün salmış olan Kralın yanına gider. Krala şunu sorar ''Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?'' Kral ''elbette'' der, ''Kaç bacağın var senin?'' adam soruya şaşırarak ''iki efendim'' der. Kral ''Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?'' ''Elbette'' diye cevap verir adam. Kral ''O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar  ver''. Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir. ''Tamam'' der Kral ''Şimdi de öteki bacağını kaldır.'' adam şaşırır ''Bu imkansız Kralım'' der. ''Gördün mü?'' der kral ''Özgürlük budur. Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil.”

Sonrasında da Can Yücel’in dediği gibi;

Önüne geçemediğin tek şey kaderdir,
Seni yaşama bağlayan herşey aslında bir mucizedir.
Bugün yaşadığın herşey, dünden kalma sebeplerdir.
Ve aslında hayat dediğin; "Yaşayabildiğin kadar güzeldir".

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...