10 Aralık 2010 Cuma

Sonunda ben de geldim!:)

Herkese merhaba,

Baktım da en son 12 Kasım’da yazmışım. Blogla ilgilenmememe ses çıkarmamakla kalmayan ve blogun daha iyi yerlere gelmesi için herşeyi yapan kuzenime sabrı için teşekkür ediyorum.  Ben yazmayalı birçok defa değişik sitelerin anasayfalarında yer edindik sayesinde ve şimdi www’muz da var. Hayırlı uğurlu olsun!

Blogun kelimesinin “internet günlüğü” şeklinde bir tanımı var en genel hatlarıyla. Bizim blogumuz kişisel bir günlükten çok herkesi ilgilendirebilecek bir platform olsun istedik en başından beri. Günlük hayatımızda yaşadığımız en ufak bir detaydan yola çıkarak “herbirenk”i paylaşalım istedik. Bazen izlediğimiz bir film, bazen arkadaşlarla muhabbet arasında geçen bir cümle, bazen de gezip gördüğümüz yerler oldu konumuz.

İkimiz de şunu anladık ki öyle günde yarım saatimizi ayırarak blog yazılmıyormuş. Gerçekten ilgilenmek, vakit ayırmak, düşünmek gerekiyormuş. Bloggerlığın bir meslek oluşunu artık daha iyi anlayabiliyorum, zira bunu meslek olarak icra edecek donanıma ve zamana sahip olmadığımın farkındayım. Yine de hayatın günlük koşuşturmasından vakit bulup kafamı kaldırabildiğim noktada birşeyleri paylaşabileceğim, okuyabileceğim bu platformun olması beni rahatlatıyor. Uzun süredir yazamasam da biliyorum ki yazmak istediğim an bunu bütün dünyayla paylaşabileceğim.

Size de oluyor mu bilmiyorum, gün içinde sürekli yaptığım işin dışında eş zamanlı birçok şey düşündüğümden “aa bir gün bu konuda da yazayım” diyorum kendi kendime. Tabi sonra noluyor? Unutuyorum. Belki de not almalıyım.

Bu yazım beni anlatsın istedim. Sanırım kendimi anlatmaya ihtiyacım var.  Hangi konu olduğu  mühim değil, sadece yazmalıyım. Mesela neler yaptığımı anlatayım bloga uğramadığım günlerde… Bayram öncesi yazdığıma gore en son, bayramdan başlayabilirim. Bayramda İzmir’deydim! Evim dediğim şehirlerden biri, bulunduğum ülkeden çok olmasa da uzakta!  Üç buçuk senemin, üniversite yıllarımın geçtiği aşık olunası şehir..Pardon şehir değil, yaşam tarzı! Evet, İzmir bir yaşam tarzıdır, evet İzmir’li olmak ayrıcalıktır. Yılmaz Özdil’in üstü süslü kelimelerle süslenmiş, kulağa hoş gelen; fakat altı boş olan yazılarında bahsettiği gibi. Kendime not: İzmir ile ilgili yazı yaz; Yılmaz Özdil’inkilerden güzel olsun.



İzmir’den sonra ise yine bir bunalım dönemi (bu adada ne yapıyorum ben şeklinde) ve iş hayatı bir arada gitti. Bir hevesle başladığım Yunanca sınıfının çok yavaş ilerlemesinden duyduğum rahatsızlık kursu bırakmaya kadar gitti. Bir sure daha Yunanca bilmeden yaşayacağım anlayacağınız. Bu hafta da yeni ofise geçtim. İş yeri ortamının yanında iş içeriğim de değişti kısmen. Yakın zamanda tam anlamda bir geçiş olacak onu bekliyorum. Havayolu taşımacılığından turizme de el atmış durumdayım son günlerde. Ama hayal ettiğim eğlenceli kısmında değilim henüz, o yüzden sıkıcı biraz. Lojistiğe atacağım adımı bekliyorum bakalım…
 25 Aralık’ta istemeden de olsa kamu sınavına gireceğim. Anayasa ve kamu görevlileri yasasından sorumluyum, gelin görün ki ikisinin de kapağını açmadım. Nasıl olacak bilmiyorum. İstemeden olunca daha da zor geliyor çalışmak. Ümidim bu haftasonuna kalmış durumda, kısmet! :)

Düşünüyorum bir de bol bol. Arkadaşlarla vakit geçiriyorum geceleri yorgun olmadığım zamanlarda. Aaa, arkadaş demişken, geçen hafta arkadaşın köpeği ısırdı göbeğimi. “Ufacık”mış adı, boyutlar da öyle ama dişler hafiften yırtıcı. Hala kudurmadım ama, sanırım sorun yok. Ayrıca çikolata ve makarnadan sonra alerjim olabilecek en kötü şeye alerjim olduğunu öğrendim doktordan! Göz kapağımda çıkan bir kızarıklığın sebebi başta mayalı içkiler, sonra baharatlar olduğunu öğrendim. Öğrenmemin gecesine Goethe Enstitüsünün Christmas etkinliğinde “glühwein” (Almanların sıcak şarabı) içtim. İnadına bir haftadır her gün evde baharatlı yemek yiyorum:) Tek ümidim kullandığım ilaçlar!



Nette bulduğum en basit Glühwein tariflerinden biri, doğru olup olmadığı konusunda garantim yok, bu arada gluhwein, Almanların noel zamanı daha çok tükettikleri alkollü bir içecek, bir nevi sıcak sangria diyebiliriz (soğuk insanlara sıcak içecekler, sıcak insanlara soğuk :)

-3/4 kırmızı şarap
-1/4 su
-150gr şeker
2 adet karanfil
-1 adet tarcin
-1 tane limon (portakal da iyi gider)

Öyle işte… Son bir ayım bu şekilde gitti. Zamanın hızlıca geçmesi korkutsa da hayallerime ulaşabilme ümidi hala içimde. Beklemedeyim. Hayallerim mi? Onlar da başka bir yazıda.





 Dipnot: Bugün bu adaya da kış geldi sonunda! Artık yazı özleyebilirim...


1 yorum:

  1. hoş geldin:)) umarım hemen bırakıp gitmezsin bizi:)) bu arada rica ederim hiç önemli değil, kuzenler bu günler içindir.

    Yazınla ilgili katılmadığım tek nokta Yılmaz Özdil. (izmirle ilgili yazısını okumadım ama) Yılmaz Özdil genel olarak sözünü sakınmayan (yapabildiği ölçüde!) nadir gazetecilerden.

    ve tekrardan gel... gel... hiç gitme:)

    YanıtlaSil

Göğü Delen Adam

Yaş 35... Yolun yarısı... Son bir senedir eski ve/veya gelişmemiş diye adlandırabileceğimiz uygarlıkların aslında bizden çok daha g...