22 Aralık 2010 Çarşamba

bir klasik--> hosgeleceksin 2011:)

Nasıl geçirdiğimizi anlamadığımız bir yıl daha bitmek üzere.  Benim icin oldukça farklı ve güzel bir yıldı. Bu yıl tam 3 ülkede yasadım. Ve istediğim hayatın bu olduğuna karar verdim. Şimdi hedef  bu kararı uygulamak için şartları sağlamakta. Sabır gerektirecek, yavaş ilerleyecek bir dönem beni beklerken korkutuyor da. Bugün yine ntvmsnbc.com` da gördüğüm bir fotoğraf albümüyle geri dönüp şöyle bir baktım 2010`a. Önemli saydığım yüzlerce olaydan bir kaç tanesini seçtim sizin için.

İşte, TV`lerden, internetten, kendi hayatimdan bana yansiyan 2010:

Yılın felaketlerinden belki de en ileriye dönük olanı, İngiliz enerji devi BP`ye ait petrol kuyusunda Meksika Körfezi`nin 1500 metre altında meydana gelen patlamaydı. Şirkete olan güvensizlik, aylarca durdurulamayan petrol sızıntısı gibi yayıldı. Eylemlerin yanında BP`ye kesilen cezalar da oldukça konuşuldu yıl içinde. Felaketin doğuracağı sonuçlar hakkında ise çeşitli senaryolar üretilmeye devam ediyor. BP yetkililerinin net bir açıklama yapmaması yasananlara tuz biber ekiyor. Daha ne kadar kirletebiliriz ki diye düşünüyorum, daha ne kadar mahvedebiliriz bize sunulmuş doğalı, dogayı...

Hayatıma daha direkt etkisi olmuş bir olay ise, Polonya lideri Lech Kaczynski`nin uçak kazasında devletin diğer bir çok yetkili kişisiyle birlikte hayatını yitirmiş olmasıydı. Beni etkilemesinin sebebi ise şuydu: Hayatım boyunca adını duymadığım, duymak için bir sebebim de olmayan bir çok kişi bir anda yok oldu. O dönemde, Varsova`da yaşadığım için hayatımda ilk kez bir yas dönemi gördüm. Tüm ülkeye, tüm insanların mimiklerine hakim bir yas dönemi. Kısa da sürmedi bu dönem, bizdeki gibi sabah uyanıldığında unutulmayan cinsten bir yasti. İnsanların yüzünü düşüren, metroda otururken arkadaşlarıyla gülenlere kötü bakışların fırlatıldığı bir dönem. Polonya halkının içine kapanık, komünizmin izlerini taşıyan halleri böyle trajik bir olay sonrası adeta yerini dayanışmaya, daha da içine kapanmaya sürükledi. Ve tüm bunlar gözlerimin önünde oldu. Kendilerini “istenmeyen memleket”  gibi görüp baş kaldırmaya bile güçleri olmayan binlerce insan hemen yasadığım  yerin önündeki caddeyi konvoylarla, hıçkırıklarla, Polonya bayrakları ve dinleri gereği yaktıkları küçük fenerlerle doldurdular adeta `biz birlikteyiz` dercesine. Milli duyguları olmayacak derecede az bir kişi olarak, insanların böylesine bir felakette, ne kadar değişebildikleri beni oldukça etkiledi. Meydanları günlerce boş bırakmayan Lehler sessizliğin dibine vurdular, vururken de `neden hep biz` diye mırıldandılar. Yine de suçlamadılar, suikast olmasından şüphe bile duymadılar. Her zaman tarih kitaplarında bahsedilen, Atatürk`ün ölümünden sonra hakim olan yas havasını birebir yaşamak bir bakış açısı daha kattı hayatıma. Huzur içinde yatsınlar.


Diğer bir felaket de, İzlanda'da patlayan Eyjafjallajokul yanardağıydı. İsmiyle özellikle habercileri komik durumlara düşüren yanardağın patlaması sonucu insan bir kez daha doğaya yenildi. Avrupa`da hava limanlarında hayat durdu. Söz konusu hava limanları olunca bütün Dünyayla ilişkileri kesilip milyonlarca Euro zarara uğrayan hava yolu şirketleri ve dolayısıyla insanlar ellerinden hiçbir şey gelmemesini çaresizlikle izlediler, ta ki kül bulutlari dağılana kadar.

Buna benzer yüzlerce felaketi de yaşattı 2010. Cinayetler, suikastler, uçak kazaları, depremler, seller, patlamalar, kaçırılmalar, saldırılar, ekonomik kriz...Guzel seyler de oldu yil boyunca:

Herkesin “eskisi gibi” olmadığını savunduğu Dünya Kupası bu yıl ilk kez Güney Afrika`da gerçekleştirildi. Shakira`nin Waka-Waka şarkısını da dilimize dolayan kupa heyecanı İspanya`nın haklı zaferiyle sonuçlandı. Tum Dünya aynı anda “Viva Espana” diye haykırdı!  Organizasyona damgasını vuran bir diğer unsur da hiç kuşkusuz “vuvuzela”ydı. Sinirleri bozan sesiyle maçlarda yasaklanması için çalışılsa da yeni bir ekonomi doğmuştu bile, insanlar bu rahatsız edici müzik aletini keşfetmiştiler. Hayalim 2014 Dunya kupasını yerinde, Brezilya`da izlemek.

Sonu felaket getirebilecek diger bir olay da mutlu sonla tamamlandı. Sili`li madenciler. Dünyanın bir çok yerinde adları bile duyulmayan madencilerin ölüm çukurlarını temsilen, Silili madenciler vardı bu yil dunya kamuoyunda. 69 günlük bekleyişlerinin ardından duruma özel geliştirilmiş teknolojilerle gün ışığına ulaştırıldı madenciler. Yanlarında bircok entrikayı da getirdiler derinlerden. Geçenlerde bu adadaymışlar madencilerden birkaçı. Seyh Nazim`in `benim dualarimla kurtuldunuz` demesinin üstüne buraya gelmişler. Görmek isterdim, konuşmak isterdim bir tanesiyle.




Dubai`de Dünyanın en yüksek binası açıldı bu yıl: Burj Dubai! İnsan beyninin sınırları teknolojiyle zorlanıyor dedirtti, 818 metrelik bina.





82. Oscar ödülleri törenine, The Hurt Locker filmi toplam 6 ödülle Los Angeles Kodak Teather`da düzenlenen geceye damgasını vurdu. Daha da önemlisi, Kathryn Bigelow, Oscar kazanan ilk kadın yönetmen olma unvanını elde etti. Darısı 2011`e!

Daha neler olmadı ki 2010`da... Kimbilir olacak da. Dünya döndükçe, zaman ilerledikçe insanoğlu bazen doğaya, bazen teknolojiye, bazen kadere, bazen başka Dünyalara kafa tutacak. Bizleri yakından, ya da uzaktan etkileyecek oyunların, hikayelerin içinde bulacağız kendimizi. Her seferinde daha güzelini isteyen doyumsuz yapımızla yerimizde saymayacak, daha fazla renk, daha uzak memleket, daha yüksek hedefler belirleyeceğgiz 2011`de de. Herkese umduğundan daha güuzel bir yıl diliyorum şimdiden!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Göğü Delen Adam

Yaş 35... Yolun yarısı... Son bir senedir eski ve/veya gelişmemiş diye adlandırabileceğimiz uygarlıkların aslında bizden çok daha g...