Ana içeriğe atla

Artik kadinin sirtindan sopayi, karnindan sipayi eksik edebilirsin; musade cikti!

Milliyet Gazetesi`nde verilen bir habere göre, Türk Dil Kurumu gelenek-göreneklere uymayan deyim ve atasözlerini sözlükten çıkarmak amacıyla çalışmalarını tamamlamak üzereymiş.

12 Eylül referandumunda halk tarafından kabul edilen anayasa tartışılır; fakat içerik olarak kadın ve çocuklara yönelik pozitif ayrımcılığı kaldırdıkları iddialari doğrultusunda "Kadın erkeğin şeytanıdır”, “Avrat var ev yapar, avrat var ev yıkar”, “Avradı eri saklar, peyniri deri”, “Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez”, “Al atın iyisini yiyeceği bir yem, al avradın iyisini giyeceği bir don”, “Oğlan babadan öğrenir sofra dizmeyi, kız anadan öğrenir sokak gezmeyi”, “Avrat malı, kapı mandalı”, “Gül dalından odun, beslemeden kadın olmaz” gibi ayrımcı ve aşağılayıcı deyim ve atasözlerinin sözlükten çıkarılacağı belirtilmiş.


Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakani Mehmet Aydın`in açıklaması soyleydi: “Yeni sözlükte ‘Altta kalanın canı çıksın’, ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’, ‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’ türünden sözlerle, ‘Eksik etek’, ‘Kaşık düşmanı’ gibi deyimlerin genç kuşaklara aktarılmasında bir yarar olmaması nedeniyle böyle bir karar alındı.”


Pozitif ayrımcılığın beyinlerde bitmedigi bir ülkede ve yönetimde, göstermelik adımlar atılarak gözü boyanmaya çalışan bir toplum var karşımızda. "Ne de olsa araştırmazlar, sorgulamazlar; gösterilene, öğretilene inanırlar" mantığıyla hareket edildikçe daha ne kilometreler kat edilir, Turkiye`de ama sonuç hala yerinde saymaktır hatta bazen geriye gitmektir. Sorgulamanın, sormanın, öğrenmenin "yasak, sansürlü, kabul edilemez" olduğu bir toplumda Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etSEN ne yazar, etMESEN ne!

Düşünebildiğimiz, sorguladığımız, korkusuzca düşüncelerimizi yansıtabildiğimiz, istediğimiz dili konuşabildiğimiz yarinlara...
Gözlerinde çalınınca şarkılar
Dağlarda dört mevsim birdenbire açar
Her an gözlerinde şarkılar çalsa
Yaman olurdu dünya bir anda


Güzel günler hangi dağın ardındadır
Varabilmek mümkün mü hiç o dağlara.
Hiç bu denli unutmamıştık yaşamayı
Gülmeyi sevişmeyi ve şarkı çalmayı.


Sen uyu ben rüyalara dalayım
Dünyaya mavi çiçekler ekeyim
Meselâ elimde sihirli bir değnek
Ucunda güzel günleri getirecek.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evde Ekşimek Yapımı

Bu hafta sonu kuzenimin nişanı nedeniyle halamdaydım. Halam, o hengame içerisinde sütü kaynatamadığı için sütü bozulmuş. Halam da bozulan sütü dökmek yerine, ekşimek yapıp değerlendirdi. Ben kapalı süt kullanıyorum ama bu fikri bilmeyenler için paylaşmak istedim.

Yapılışı: Bozulan süt kaynatılır. Arzuya göre içerisine yoğurt eklenir. Dibe çöken karışım, soğuduktan sonra, ince bir tülbente konularak süzülmesi beklenir ve ekşimek kullanıma hazır hale gelir. Loru, ister tatlı yapın, ister börek içi, isterseniz de kahvaltılarda bir peynir çeşidi olarak kullanabilirsiniz. Süzülen suyundan börek de yapılıyormuş, onuda öğrenip yazarım sizlere.
Afiyet Olsun.

Şeker Portakalı (MİM)

Şeker Portakalı, işte beni çocukluğumda en çok etkileyen kitap. Jose Mauro De Vasconcelos'un yazmış olduğu, Şeker Portakalı. Tam iki kez okudum bu kitabı ve ikisinde de kitap bitinceye kadar ağladım. O kadar üzülmüştüm ki kitap kahramanı küçük Zeze'ye, günlerce aklımdan çıkmadı.
Zeze maddi durumu iyi olmayan bir ailenin çocuğuydu. İstediği çoğu şeye sahip olamayan bu çocuk, aynı zamanda çok da yaramazdı. (Özellikle Noel de sahip olamadığı hediye kısmında resmen hıçkıra hıçkıra ağlamıştım, dün gibi hatırlıyorum.) Zehir gibi akıllı olan bu çocuk, sürekli Edmundo dayısıyla görüşür ve ondan bir şeyler öğrenirdi. Ailesi, geç de olsa ondaki bu öğrenme isteğini fark etti ve okula yazdırdı. Okulda hiç yaramazlık yapmıyordu ve öğretmeninin en çok sevdiği öğrenci olmayı başarmıştı. 
Zeze ve ailesi taşınmak zorunda kaldılar.  Zeze'ye dayısından ve mahallesinden ayrılmak çok ama çok zor gelmişdi.  Zeze, taşındıkları küçük evin arkasındaki, dikensiz şeker portakalı fidanı kendine arkadaş…

KUŞLARIN GİZLİ KATİLİ:SAKIZ

Bir kaç gündür facebookta dolaşan bu habere, çok üzüldüm paylaşayım istedim. Atmayalım artık sakızlarımızı başı boş sokağa, hatta hiç bişeyi atmayalım, çöp tenekesi koymuşlar her köşe başına değil mi?

KUŞ ÖLÜMLERİ'nin en büyük sebeplerinden birisinin çiğnendikten sonra sokağa atılan SAKIZLAR olduğunu biliyormuydunuz..? Çünkü kuşlar bu sakızları ekmek parçası zannederek yemeye kalkışıyor,ancak ağızlarına yapışan ve gagalarını bir daha açmalarına imkan vermeyen sakızlar yüzünden açlık ve susuzluktan ölüyorlarmış..