25 Kasım 2010 Perşembe

Cesaret

Cesaret ister korkularını kendine itiraf etmek, itiraf edipte korkuları kabullenmek...  Oysa kendi haline bırakmak ne de kolaydır öyle değil mi herşeyi?

Bir Hint masalına göre;

“Kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür. Ve der ki, "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."

Endişelerimizi  yok sayarsak, gerçekte birşeyimiz yok sanırız, oysa hep içimizdedir. Her hareketimizde, her sözümüzde, her haykırışımzıda hatta her gülümüşüzde beynimizde isyan eder durur.
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:

İnsanların çoğu;

Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

Öyleyse cesaret zamanıJ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...