3 Ekim 2010 Pazar

HerbiRenk'te sarı tonlar...



İlk kez bugün, ayaklarımın kumlardan yanmamasından anladım sonbaharın geldiğini. Gökyüzüne baktım bir ümitle, mavi de eskisi gibi parlak değildi; ters “V” şeklinde uçan göçmen kuşlar da cilası oldu ispatın.

Bu adaya yaz erken gelir, ilkbahar haber vermez önceden geleceğini; “pat” diye gelir buz gibi geçmiş bir günün ardından. Hırkalara, ceketlere sarılı kollar isyan eder bir günde geçmişe, t-shirtler giyiliverir. Yaz erken gelir ve gitmek bilmez bu adaya. Bir keresinde hiç unutmam 23 Nisan’da denize girmeye başlamıştım ve Kasım’ın ilk haftasına kadar çıkmak bilmemiştim. En son “abartmayalım bari” diyerek vazgeçebilmiştik denizden en az altı - yedi aylığına.

Bugün hissettim ya sonbaharı önce kumlarda, sonra gökyüzünün mavisinde…

Neyse.

Son on altı yıldır bu mevsim hayatımın düzene girmesinin işaretidir. Yazın rehavetliği kadar hareketliliği, uzun günler kadar bitmek bilmeyen akşamlar, yasemin kokuları sokaklardan yayılan… Hepsine veda, düzene merhaba mevsimidir. Özlenir yağmurdan sonra  toprak kokusu. Kıyafetlerimizi bile özleriz aslında. Bu sene ise farklı bir düzenin, hayatımın geri kalanının başlangıcı oldu sonbahar. Öğrencilikten sonra “sivil” hayata dönüşün üzerimdeki yükü bir yana, “hayat gailesi” baş göstermiş ilk defa. Karşıma çıkan onlarca yoldan birine karar verme vakti bu sonbahar. Geleceğimi şekillendirme adımları atmam gerekiyor üniversite sınavından sonra ilk kez ciddi anlamda.

Böyle değişikliklerde daha bir idrak etme çabası içine gireriz hayatın anlamını. “Neden” sorguları yaparız başımızı yastığa her koyuşumuzda. Böyle dönemlerde gündüzleri severiz; çünkü düşüncelerimizden kaçabiliriz günün kendine has koşturmacası içinde. Fakat,  gecelerde yüzleşmek zorunda hissederiz kendimizi kararlarımızla.

Neden peki? Neden mesela mezun olduktan sonra para kazanma aciliyetini hissediyoruz üstümüzde? Bir dostum bunu “orta direk sendromu” olarak adlandırıyor her zamanki gibi derin konuları bir kadeh içkiyle harmanladığımız gecelerin birinde. “Nasıl yani?” diyorum, başlıyor anlatmaya:

“Ekonomik olarak “orta” denilecek bir düzeyde yaşamlarını idame ettiren kişilerin ekonomik olarak bir alt seviyeye düşme korkuları ve bir üst seviyeye çıkma hevesleri” oluveriyor gecenin kalanının sohbet konusu. Konuştukça, yeni örnekler türettikçe, daha gerçekçi hale geldikçe daha çok katıldım bu görüşe. Şöyle ki; bizler, orta direk sınıfı, belirli bir yaşa geldikten sonra ilk olarak başımızı sokacak bir evi, ayağımızı yerden kesecek bir arabayı hedef olarak koyarız önümüze. Bu hedef doğrultusunda her yol mübah hale gelir. İstemediğimiz bölümü de okuruz, istediğimiz bölümü okuyup istemediğimiz işte de çalışırız. Çünkü, hayat bizler için hep bir adım ötede olabilme yarışıdır. Sürekli daha çok kazanıp daha iyi imkanlara sahip olmaya çalışırız. Peki neden? Neden her şeyi bir yana bırakıp örneğin hiç para getirmeyeceğini bildiğimiz hobimizle uğraşamıyoruz? Neden evden işyerine bizi götürecek bir araç almak yerine bizi farklı kültürlere, dillere, ırklara kavşturacak seyehatlara çıkamıyoruz? Ya da neden sadece yirmi bir yaşındayken “para kazanmalıyım” dürtüsüyle hareket ediyoruz?

Ütopik bir hayal doğuyor tüm bu konuşmaların üstüne benim zihnimde: Herkes belirli bir yaşa geldiğinde bir ve ev bir arabaya sahip olsa çalışmadan mesela. Kazandığımız parayı nelere harcardık sizce o zaman? Ütopik de olsa böyle bir hayalin cevabı bizi yine aynı sendroma getiriyor. Bu sefer bir ev zaten herkeste olduğundan geleceği garantilemek amaçlı bir ev daha alınmaya çalışılacak, orta düzey olan arabamızdan memnun olmayıp, biraz da bir adım daha “yükselebilmek” için daha lüksüne göz koyulacak.

Basit, altı doldurulmamış, amatörce tasarlanmış bir düşünce bu. Zaten önemli olanın düşünceden çok içinizdeki bazı şeyleri keşfetme çabası olduğunu anladığınızda asıl amacına ulaşıyor bu fikir. Ne zaman ki zamanın aslında sahip olmak istediklerimize ucu ucuna yettiğinin farkına varıyorsunuz, işte o an çıkmaza giriyorsunuz.

Bu çıkmazı ilerleyen günlerde daha detaylı olarak ele alacağım. Şimdilik benden bu kadar, iş gücüne iki gün önce katılmış bir “yeni mezun” olarak henüz hayatımın temposunda nefes almayı öğrenemedim. Bir an evvel öğrenip “herbiRenk”e yeni renkler ekleyeceğim.

İyi haftalar; sonbaharın hayatınıza olumlu yenilikler getirmesi dileğiyle.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...