14 Mayıs 2018 Pazartesi

İyi ki...


Hayatın içerisinde hepimize bir rol  biçilmiş. Bazen bu rol öyle bir hal alır ki ne yaptıklarına ne de söylediklerine anlam vermezsin! Anlamsızca yapıyorsundur bazı şeyleri!! Ama aslında yıllar sonra fark edersinki;

Herşey tam da olması gerektiği gibi  ve tam vakti saatinde olmuştur!

Ayağına takılan taşları, aslında kaderin döşediğini yıllar sonra farkedersin...

Sonra "iyi ki" dersin.

Farkettiklerin çoğaldıkça olgunlaşırsın. İnsan olma yolunda bir adım daha artarsın ve dengelendikçe "iyi ki"lerin artar. Farkettikçe daha insan olursun. 

Farkındalığımız bol olsun dilerim:)

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Bırak Hayat Ruhuna Karışsın!

Zaman hızla akıp gidiyor...
ve yaşıyoruz...
yaşıyor muyuz?
yoksa yarışıyor muyuz?


Günümüzde hayat o kadar hızlı akıyor ki, ona yetişmek için olağanüstü bir çaba sarf ediyoruz. Sürekli bir koşturmaca içerisindeyiz ve yinede hiç bir şeye yetişemiyoruz! Yetişemediğimizi bile fark etmiyoruz. Hayat durmuyor, devam ediyor. Çoçuklarımıza başkaları bakıyor, evlerimizi başkaları temizliyor, yemekler dışarıda yeniliyor... sonra TV açıp kafalarımızı uyuşturup yatıyoruz!

O kadar hızlı gidiyoruz ki,  hayatın içerisinde neler kaçırdığımızın farkına bile varmamıyoruz. Çevremizden, sevdiklerimizden bir haberiz.( Haberimiz varmış gibi yapıyoruz.) Sosyal medyada "mutlu"ymuş gibi yapıyoruz!  Peki ya ruhumuz? O da bizimle birlikte bu koşusturmacaya katlıyor mu? Yoksa içimizde çok dipte gizli saklı bizi mi izliyor? Aşağıdaki alıntı anlatmak isteğimi daha net anlatacak!

"Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle (Kızılderili) yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve öylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyulduktan sonra tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, “Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?” Yaşlı rehberin cevabı; “Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik.”"



ve son olarak biraz yavaşla... Bırak Hayat Ruhuna Karışsın!

 "Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. " Şems Tebrizi

22 Mart 2018 Perşembe

Bir Yemek Yeme Sorunsalı : Masada Oturamama


Yemek yerken masada oturmak yerine sürekli gezinen bir evladınız mı var?😅😅😅 Allah kolaylık versin:)

Bizim evde de bir adet o ufaklıktan vardı:) Sürekli otur demekten yorulmuş, yılmıştık:)) Sadece biz değil evladımız da yılmıştı!!! Yemek saatleri uzadıkça uzuyor, sinirler yıprandıça yıpranıyordu:// Yemek saatleri işkenceye dönmüştü!! Bir çözüm bulunmalıydı ama ne?? Sonra oğlumun okul kitabını incelerken, okul kuralları diye bir sayfa gördüm... O anda şimşekler çaktı!! Yemek kuralları oluşturmak ve ödül tekniğiyle desteklemek:) 

Kuralları beraber oluşturduk:) Beraber oluşturmak öenmliydi bence:) Kendinin dahil olduğunu hissetmesi daha kolay adapte olmasına neden oldu:)  İlk iki gün baya zorlandık kurallara uymakta, ama pes etmedik:) Arada yine kuralları bir red etme durumu söz konusu oluyor ama işi tatlıya bağlamaya çalışıyoruz:))


  Birde ödül çizelgesi:) 

Alışkanlık oluşunca zaten ödül yavaş yavaş ortadan kalkıyor:)  2 haftadır uyguluyoruz:) (annane/babane gittiğimiz her yer dahil taviz vermiyoruz yani) baya bir ilerleme kaydettik:) Benzer sorunu olan varsa belki çözüm olur diye paylaşayım dedim:) Sevgiler

Resim: dreamstime.com

20 Mart 2018 Salı

Şems Güneştir


“Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın.
Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın.
Aradığın şeyi dünyada arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın.
Dünyadaki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz.
Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.”

Şems-i Tebrizi

19 Mart 2018 Pazartesi

Ermiş


Kısacık bir kitap. 54 Sayfa ama anlattıkları baya bir okkalı!! İstersen bir oturuşta biter... Ama istemeyeceksin... Buna eminim, her sayfası içine işleyecek! Zaten bu kitap hiç bitmeyen baş ucu kitaplarından. Ara ara aç, çevir çevir oku! Özümse kitabı, eminimki her okuduğunda başka bir tarafını alacaksın, neye ihtiyacın varsa!!!

Bir şehirden ayrılmak üzere olan Bilge’ye, halkın sorduğu 26 ayrı konuya dair Bilge'nin cevaplarından oluşan kitapta, özellikle özgürlük, aşk evlilik, çocuk ve yasalara üzerine yazdıklarını çok beğenmiştim! Kitabı baştan aşağı çizdim diyebilirim:) Bu ara baştan okuyasım var :) (Alacaklarım çok farklı olacak eminim)

Kitaptan şeçtiğim bazı alıntılar:

Evliliğe Dair:
Birlikte durun ama yapışmayın birbirinize: Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları. Hem birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi.
----
"Çünkü gerçekten iyi olanlar, çıplak olana “giysin nerede?”, evsiz olana “evin ne oldu?”diye sormazlar."
----
"Ve bilir ki, dün bugünün anısı, yarın ise bugünün rüyasıdır. "
----
Çocuklara Dair:
"Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir. Onlar Hayat’ın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızlarıdır. Onlar sizin vasıtanızla gelirler fakat sizden değiller, Ve gerçi sizinledirler, ama size ait değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, ama düşüncelerinizi değil, Zira onların kendi düşünceleri var." 
----
"Malınızdan mülkünüzden verirken pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız. Gerçekten vermek kendinden vermektir. Çünkü mal mülk, bir gün gerekir endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir ki"

Arka Kapak Yazısı:

"İnsan için tüm amaçlarını susuzluktan çatlamış dudaklara ve tüm yaşamı bir çeşmeye dönüştüren bir armağandan daha büyüğü yoktur kuşkusuz. Benim şerefim ve ödülüm işte bu armağanda yatıyor. Ne zaman içmek için çeşmeye gelsem, diri suyun kendisini susamış bulmamda..." 

 Yıllar boyu kendisine yurt olan kentten ayrılırken, Ermiş'ten geride bıraktığı halka hitap etmesi istenir. Kent halkı ona aşk, evlilik, suç, ölüm, güzellik ve daha pek çok konuda sorular yöneltir. Aldıkları karşılık, hoşgörü ve sevginin biçimlendirdiği bir insan yaşamı üzerine hazine değerindeki öğütlerdir. Haklıyla haksızın, suçluyla suçsuzun, dimdik ayakta duranla düşmüşün aslında aynı insan olduğu bir yaşamdır bu...

12 Mart 2018 Pazartesi

Bir şaman öğretisi: “BEN, BEN OLDUĞUM İÇİN SEN, SENSİN.”


Bir şaman öğretisi: “BEN, BEN OLDUĞUM İÇİN SEN, SENSİN.” 

Doğada hiç bir şey kendisi için yaşamaz...
Nehirler kendi suyunu içemez...
Ağaçlar kendi meyvesini yiyemez...
Güneş kendisi için ısıtamaz...
Ay kendisi için parlamaz...
Çiçekler kendisi için kokmaz...
Toprak kendisi için doğurmaz...
Rüzgar kendisi için esmez...
Bulutlar kendi yağmurlarında ıslanmaz...

Doğanın Anayasasında ilk madde şudur;
Her şey bir biri için yaşar...
Bir biri için yaşamak doğanın kanunudur.
Eski çağlardan beri süregelen bir anlayış bu, Bütünlüğü anlatırdı,
Özü iki cümle idi; “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN BENİM, BEN, BEN OLDUĞUM İÇİN SEN, SENSİN.”

Eski halklar ne kadar bilgelermiş! Değişen hayat koşulları ile esas olanı unutmuşusuz(belki unutturulmuşuz) zamanla! Her olanı olduğu gibi kabullenip, anlamak kolay değil... Evrende herşeyin birbirini tekiklediğini farketmek, kelebek etkisini hissetmek... bütünü hissetmek, anlamak!! Siz ne düşünüyorsunuz bu öğreti hakkında?

ve Halil Cibran'da bu öğretiyi destekler nitelikte bu sözleri söylemiş:)

"Veririm ama sadece hak edenlere.’ dersiniz sık sık.
Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler.
Onlar yaşayabilmek için verir; çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır."
Halil Cibran



9 Mart 2018 Cuma

Hakkari'de Bir Mevsim




Öyle bir kitap okudum ki içimi yaktı geçti,Öyle bir kitap okudum ki karda geçen bir düş gibiydi,Öyle bir kitap okudum ki daha insani yazılabilir miydi...

Bilemiyorum...


Ferit Edgü ilk tanışma kitabım, ama son olmadı.  Dili çok akıcı ama anlattıkları çok acı...



Edgü, Hakkari'nin bir köyünde öğretmenlik yapan bir adamın yaşadıklarını ve bölgedeki sorunları, siyaset karıştırmadan insani yönüyle bizlere anlatmış. Anlatırken Hakkari'nin en zor mevsimini seçmiş! Kış mevsimi...Kar.. ama şiddetli bir kar! Eminim her mevsimi başka zordur, ama kış her satırda, kendini olanca soğukluğuyla hissetiriyor! 

Kendi memleketimizin bir köşesinde yabancı olduğumuzu hissetmek; en kötüsü de kendi insanımıza yabancı olmak... orada kendi benliğini aramak... kaybolmak!! 

Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrilmiş, aynı zamanda Erden Kıral yönetmenliğinde filme uyarlanarak, 33. Berlin Film Festivali'nde aralarında Gümüş Ayı'nın da olduğu 5 ödül kazanmıştır. Filmin başrolünü Genco Erkal üslenmektedir. Filmi izlemedim, ama izleyeceğim bir ara:)  Kitabı mı? Okumadıysanız, okuyun, şiddetle tavsiyemdir!

" Hoca benim kardeş hasta, diyor.
Nesi var? diyorum.
Atesi var çok, diyor. ölecek ilaç vereyim mi? diyorum.
Hayır portakal ver, diyor.Portakal yememiştir hiç.”.

Arka kapak yazısı:

"O"yu (Hakkari'de Bir Mevsim) sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü'nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü 'O' gözlem gücünü anlatı ustalığından alıyor. -Melih Cevdet Anday-

İyi ki...

Hayatın içerisinde hepimize bir rol  biçilmiş. Bazen bu rol öyle bir hal alır ki ne yaptıklarına ne de söylediklerine anlam vermezsin! ...

 
Copyright 2009 HerbiRenk